Kayıtlar

Eylül, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2011 Yaz Kritiği

Hmm, Antalya'ya döndüğümü söylemekle başlayayım. Ve İstanbul elbette harikaydı. Yapmak istediklerimi büyük ölçüde yaptım, görmek istediklerimi gördüm ve tadından yenmez bir 5 gün geçirdim! Hani insan yaşadığı güzel şeyleri anlatma ihtiyacı duymaz ya pek, o durumdayım o yüzden ayrıntılı anlatmayacağım ama fazlasıyla güzeldi onu bilin. Büyükada'ya da gittim, vintage butiklerden bir şeyler de aldım, çookça özlediğim insanlarla da görüştüm, Gülhane'nin çimenlerine de yattım. Şöyle bir düşününce hayatımda geçirdiğim en güzel yaz tatiliydi herhalde. 1 hafta hayatta kendime en yakın bulduğum insanla kuzenimle Antalya'da takılmaca, 2 hafta Doğunun Kraliçesi Antakya'da gezmece, 2 hafta neredeyse hayatımı değiştirdi diyebileceğim bir yaz kampının tadını çıkarmaca, bir miktar Antalya'da sürtmece daha ve son olarak da İstanbul'da 1 hafta geçirmece... Evet evet, pek güzel oldu. E bu kayıt da kısa olsun canım.

Kim ne derse desin Constantinopolis

Anlamış olacağınız üzere İstanbul'dayım. Pardon, Constantinopolis'te! Neden bilmem ama tarihi isimler her zaman tercihim olmuştur. Misal Antakya yerine"Antioch". Her neyse şu an tam olarak teyzemin çalıştığı hukuk bürosundan bildirmekteyim, iki dakika boş bulduğum bilgisayara abanmış oldum az biraz. Ama çok farklı bir havası var. Misal klavye. Böyle alacalı bulacalı gümüşlü renkli bir şey. "Ahh...İstanbul'un klavyeleri bile bir başka..." diyeceğim neredeyse! Bahsi geçen hukuk bürosu Beyoğlu'nda hatta az çok tanıyabilmişsem buraları, İstiklal'e de pek bir yakın. Hatta şöyle söyleyeyim ki, son dönem Türk filmlerinde kullanılan eski İstanbul evleri var ya, tam o ayarda bir yer anlayacağın. Oh mis yani! Durum ve hal böyleyken, sebeb-i ziyaretimi anlatayım. Bildiğiniz (daha doğrusu yazdığım) üzere, ben bir kampa katılmış idim temmuzda. İşte baktım olacak gibi değil, pek bir özlüyorum o atmosferi, dedim o zaman bir kamp buluşması iyi gider! Velh...

Gündelik Deneyimler Part 1

Çizen insanları bilir misiniz? Yahut şöyle söyleyeyim. Kendi mana sınırları, başkalarınınki ile aynı olmayan çizerleri bilir misiniz? Kendimi kat’i surette çizer olarak adlandıramam, en güzeli çizeninsan diye sınıflandırmak sanırsam. Çizeninsan olmak öyle kolay değildir. Misal bugün babam, benim çizeninsan olduğumu öğrendiğinden beri merak etmekte olduğunu söylediği çizimlerimi görmek istedi. Ama ortada çizimler yoktu. Çizim vardı. Az ve öz çizen bir insanım. Onu da aylar önce çizmiştim zaten. Velhasıl efendim, çıkardım kitaplığımın köşesinden defterimi, açtım ilk sayfayı. Gördü babam. Ama pek belli etmedi. Herhalde onun bahsini ettiğim çizim olduğuna ihtimal vermedi. Olağanüstü ustalıkla yapılmış kalem manevralarından oluşma bir manzara resmi mi beklemişti yoksa? Yo, bu tanımı karşılayacak türden bir şey değildi çizim. “Ah tabii, bu da güzel, elbette. Farklı yani.” diyebildi sonunda. “Eh, sanırım.” diye karşılık verdim ben de. Ardından gelen sükûnet dolu dakikalar içinde derhal kald...