Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kelime İncelemesi: "Content"

26 Nisan 2017'de telefonuma kaydettiğim not: "Content! Ne güzel kelime!" Bunu yazarkenki hislerimi ve aklımdan geçenleri çok iyi hatırlıyorum. Sıkça özlemini çektiğim ama tanımlayamadığım bir hissi anlatan o kelimeyi duyduğum an tanımıştım. Dilleri öğrenmeyi, kurcalamayı bu kadar sevmemin en büyük sebebi bu olabilir. O her dilde birbiriyle örtüşen kelimeler sayesinde bazı hislerin nasıl da ortak olduğunu idrak etme, veya bildiğim bir dilde bir karşılığı olmayan olguyu başka bir dilde keşfetmemle gelen "oh, ifade edilmeye ihtiyacı varmış bu şeyin" hissi... İkisi birbirinden güzel. Birbirinden heyecanlı. İkincisine biraz daha fazla tav oluyor olabilirim. Velhasıl... O zaman bunu telefonuma kaydederken yine bir blog yazısına döndürmek amaçlı yapmıştım bunu. Ve ileride bu kelimeyle olan bağımın o hissiyattandan öte, yaptığım işle de kurulacağını kesinlikle tahmin etmemiştim. *** Cambridge sözlüğünde dediği üzere : "content" kelimesi durumundan...

Olan malzemeleri değil de, olmayanları sayarak verdiğim bir yemek tarifi

Günümüzde bir şeyi mümkün kılmanın sırrı onun gerçek olması için gerekli şeyleri oldurmak değil, onun gerçekleşmesinin önündeki engelleri tanımak ve kaldırmak daha ziyade. Üstelik bu hiç de pasif bir rol değil, bir yapma hali yine söz konusu; sadece başka bir formda. O kadar çok şey "var" ki dünyada, bu durum buradan kaynaklanıyor işte. Eskisi gibi bir yokluk, kıtlık (her anlamda) çağında değiliz. "Var" olanlar arasından seçimler yapıp kalanları ayıklayabilince istediğimize ulaşmış oluyoruz. Hatta daha da ileri gidiyorum, esasında sahip olup da eksikliğini hissettiğimiz şeyleri de ancak diğer şeylerden ayırdığımızda gerçekten hayatımızda görebiliyoruz. Bu da, bir şeylerin "var olması"yla "var edilmesi" arasında farka götürebilir bizi. Var olmaları yetmiyor, bizim var etmemiz gerekiyor onları. Bu da birçok diğer şeyi "yok ederek" oluyor. Yapmak istediklerimin çoğu, daha önce yapmış olduğum şeyler. Pek öyle daha önce deneyimlemediği...

Küçük dünya, büyük kafa

Selamlar, Hayatım ve dünyam daha küçükken kafam daha büyüktü gibi hissediyorum. Hayatımda yapmak istediğim şeyler ve yaptıklarım arasındaki fark çokken, anlatmaya değer bulduğum daha fazla şey vardı. Belki onlar daha değerliydi, az oldukları için falan hani. Oysa şimdi bulunduğum yerde, kafam ile hayatımın paralelliğine aklım şaşıyor. Yıllar önceki küçük Berfu'nun hayal ettiği yolda yürüdüğümü görebiliyorum. Elbette değişiklikler, güncellemeler oldu ama kafalar hep aynı kaldı: bağımsız bir hayatı kurabilmek. Çelişkiler beslemiş demek ki kişisel üretimimi. Sonra sonra uyumda olmaya başladıkça akıl ile ifa, yazmaya değer şeyler değişmiş hep buralarda. Lise 3'teki blog girdisinde 2 yıl sonrasının çok farklı olacağını söyleyen Berfu, üniversitede istediği an atlayıp kuzeninin yanına gidebilmenin özgürlüğüne sahip olacağından çok emindi. O Berfu bunu bir kez yaptı da hatta. Çok iyi hissetti. Tatmin. Başarı. İçini doldurmuştu bu. Öncelerde gözü hep İskandinavya'da olan, o...

Kişisel ve Türkçe blog girdilerimi özlemişim

Geçtiğimiz yıllar içinde sürekli güncel ya da akademik makale takip etmenin sonucu olarak iyice o dili benimser, kullanır olmuşum. Hem kişisel dilden, hem de Türkçe üretim yapmaktan uzaklaşmışım oldukça, bugün bütün geçmiş blog girdilerimi tararken fark ettim. Dillerin ürettiğin içerik etkisi üzerindeki etkisi inanılmaz ve gerçekten de bir süredir İngilizce'de kendimi daha rahat ifade eder hissediyorum ama bu aslında hiç hoşuma gitmiyor. Türkçe'de gerilemiş olduğumu fark ettim ve biraz daha fazla Türkçe okumaya karar verdim. Özellikle edebi anlamda. Kurgu eser okumayalı bile o kadar vakit oldu ki! Biraz çeviri biraz da orijinal edebi nitelikli Türkçe okuma niyetini buraya koyuyorum, hadi bakalım neler değişecek. Not: Nedendir bilmem, kendi blog yayınıma yorum yapamaz durumdayım. Yollar ve Riskler yazısına yorum yapan okuyucu, sana bahsettiğin şeyin sezgi dediğimiz şey olduğunu ve varoluş amacının ciddiye alınmak, güvenilmek olduğunu düşündüğümü iletmek isterim, umarım hala ...
21st century is one to talk a lot about. Who could've imagined that you will be working remote for an oversea -what? overocean, to be exact!- company and interning, again, with an overocean design collective so-to-say, and translating freelance for someone you never met in-person. And then doing all these, you realise that you've been in your 9 m2 room all along. Suddenly browsing for "Ireland nature 4k" videos on youtube to get a relaxed kind of mood, and wow you've been into the beautiful seashores and the castles of a fabulous piece of earth right from your couch. Not to brag about the wonders of technology, nor to mortify the connectedness of the 21st century world... It is the human experience after all. Yes, experience as in the user-experience that you've been reading sometimes for hours a day. And yes those so-called users are human, too. So it is always about you at least a little bit when designing, contemplating, imagining... But never %100... Havin...