Kelime İncelemesi: "Content"
26 Nisan 2017'de telefonuma kaydettiğim not: "Content! Ne güzel kelime!"
Bunu yazarkenki hislerimi ve aklımdan geçenleri çok iyi hatırlıyorum. Sıkça özlemini çektiğim ama tanımlayamadığım bir hissi anlatan o kelimeyi duyduğum an tanımıştım. Dilleri öğrenmeyi, kurcalamayı bu kadar sevmemin en büyük sebebi bu olabilir. O her dilde birbiriyle örtüşen kelimeler sayesinde bazı hislerin nasıl da ortak olduğunu idrak etme, veya bildiğim bir dilde bir karşılığı olmayan olguyu başka bir dilde keşfetmemle gelen "oh, ifade edilmeye ihtiyacı varmış bu şeyin" hissi... İkisi birbirinden güzel. Birbirinden heyecanlı. İkincisine biraz daha fazla tav oluyor olabilirim.
Velhasıl... O zaman bunu telefonuma kaydederken yine bir blog yazısına döndürmek amaçlı yapmıştım bunu. Ve ileride bu kelimeyle olan bağımın o hissiyattandan öte, yaptığım işle de kurulacağını kesinlikle tahmin etmemiştim.
Cambridge sözlüğünde dediği üzere: "content" kelimesi
Hayatta kendimden nihai beklentim "content" hali sürdürmek diyebilirim. Ki, bunu hayattan beklentim değil de, kendimden nihai beklentim olarak ifade etmemin bir sebebi var. Bunu sürdürmek hiç de pasif olmayan ve hayli emek isteyen bir süreç. Hatta hayatta emek vermeye değer çok az şeyden biri olabilir. Dolayısıyla, kendime karşı sorumluluğum,bir önceki blogda da anlattığım şekilde, bu emeği vermekten daha da çok, bu emeği vermemi engelleyen ne varsa onları ortadan kaldırmak da aynı zamanda.
Biraz daha kelimeye ve anlamına dönelim. Ne diyorduk: durumundan memnun/tatmin olma ve bir değişiklik ya da geliştirmeden medet ummama. Hmm.
(Bunu muhafazakarlık olarak okuyanlar muhakkak olacaktır. Malesef ki, algılarınızdan ben sorumlu değilim. Buradaki farkı görebilenler veya en azından şüphe içinde olanlarla devam edelim.)
Medet ummama isim-fiilinin orada italik olmasının bir sebebi var. İlkesel olarak o kadar önemli bir şey ki bu iki kelimenin ifade ettiği. Bir kere en basitinden bir ucunu kendine, ötekini de haricindeki eşyaya bağladığın ipi kesmek demek. Hatta öyle bir ipin hiç var olmaması daha da özünde.
Mühim.
Çünkü hayatta eline geçenler (iyi ya da kötü) etki alanındaki şeylerle ne yaptığından ibaret. Bu senin de başka şeyler ve kişilerin etki alanında olduğun anlamına gelir mi? Evet. Bu o kadar huzursuz edici bir düşünce mi? Hayır. Etkilenelim elbet! Etkilenip, o etkiyi kendimizle yoğurup, içimizden çıkan şeyi seyre dalmazsak ne manası var 7 milyar insanın ve çok daha fazla eşyanın arasında olmamızın?
İpin ucunu kendi elinle dışarıya uzatmaksa başka şey. Beklenti sahibi olmak gibi bir şey. Farkıysa ikincisinin daha kaçınılmaz, dolayısıyla da daha affedilebilir bir günah olması.
Sonuç olarak hali hazırda başka şeylerin etki alanında bulunuyor olmandan mütevellit, doğan gereği zaten değişiklikler ve geliştirmeler dünyasında yaşıyorsun. İşte işin sırrı, tatmin halini sürdürmek adına emek verirken hep seni oraya getiren yola dönüp baktığında aslında çok başka bir hal'e çoktan bürünmüş olduğunu fark etmekte; ama aynı zamanda da o halden şikayetçi olmamakta yatıyor.
Anlayacağın, devrimin kralı var bu ihtişamlı döngünün kendisinde. Hiç öyle muhafazakarlıkla falan işimiz yok.
Sadede gelirsek dostlar, content gibi bir kelime tek başına bana bunları ifade ederken, işimin ta kendisinin Content işi olması, kendimi bildim bileli tutunduğum dalın, yazmanın, beni yarı yolda bırakmayışının en güzel tezahürü. Bu blogu oluşturup ilk paylaştığım gün veya ilk günlüğümü yazdığım günü kutlamalıyım! Kutlamanın davetli listesiyse belli: Me, Myself and I!
Bunu yazarkenki hislerimi ve aklımdan geçenleri çok iyi hatırlıyorum. Sıkça özlemini çektiğim ama tanımlayamadığım bir hissi anlatan o kelimeyi duyduğum an tanımıştım. Dilleri öğrenmeyi, kurcalamayı bu kadar sevmemin en büyük sebebi bu olabilir. O her dilde birbiriyle örtüşen kelimeler sayesinde bazı hislerin nasıl da ortak olduğunu idrak etme, veya bildiğim bir dilde bir karşılığı olmayan olguyu başka bir dilde keşfetmemle gelen "oh, ifade edilmeye ihtiyacı varmış bu şeyin" hissi... İkisi birbirinden güzel. Birbirinden heyecanlı. İkincisine biraz daha fazla tav oluyor olabilirim.
Velhasıl... O zaman bunu telefonuma kaydederken yine bir blog yazısına döndürmek amaçlı yapmıştım bunu. Ve ileride bu kelimeyle olan bağımın o hissiyattandan öte, yaptığım işle de kurulacağını kesinlikle tahmin etmemiştim.
***
durumundan memnun/tatmin olma ve bir değişiklik ya da geliş(tir)meden medet ummamagibi bir anlama geliyor.
Hayatta kendimden nihai beklentim "content" hali sürdürmek diyebilirim. Ki, bunu hayattan beklentim değil de, kendimden nihai beklentim olarak ifade etmemin bir sebebi var. Bunu sürdürmek hiç de pasif olmayan ve hayli emek isteyen bir süreç. Hatta hayatta emek vermeye değer çok az şeyden biri olabilir. Dolayısıyla, kendime karşı sorumluluğum,bir önceki blogda da anlattığım şekilde, bu emeği vermekten daha da çok, bu emeği vermemi engelleyen ne varsa onları ortadan kaldırmak da aynı zamanda.
Biraz daha kelimeye ve anlamına dönelim. Ne diyorduk: durumundan memnun/tatmin olma ve bir değişiklik ya da geliştirmeden medet ummama. Hmm.
(Bunu muhafazakarlık olarak okuyanlar muhakkak olacaktır. Malesef ki, algılarınızdan ben sorumlu değilim. Buradaki farkı görebilenler veya en azından şüphe içinde olanlarla devam edelim.)
Medet ummama isim-fiilinin orada italik olmasının bir sebebi var. İlkesel olarak o kadar önemli bir şey ki bu iki kelimenin ifade ettiği. Bir kere en basitinden bir ucunu kendine, ötekini de haricindeki eşyaya bağladığın ipi kesmek demek. Hatta öyle bir ipin hiç var olmaması daha da özünde.
Mühim.
Çünkü hayatta eline geçenler (iyi ya da kötü) etki alanındaki şeylerle ne yaptığından ibaret. Bu senin de başka şeyler ve kişilerin etki alanında olduğun anlamına gelir mi? Evet. Bu o kadar huzursuz edici bir düşünce mi? Hayır. Etkilenelim elbet! Etkilenip, o etkiyi kendimizle yoğurup, içimizden çıkan şeyi seyre dalmazsak ne manası var 7 milyar insanın ve çok daha fazla eşyanın arasında olmamızın?
İpin ucunu kendi elinle dışarıya uzatmaksa başka şey. Beklenti sahibi olmak gibi bir şey. Farkıysa ikincisinin daha kaçınılmaz, dolayısıyla da daha affedilebilir bir günah olması.
Sonuç olarak hali hazırda başka şeylerin etki alanında bulunuyor olmandan mütevellit, doğan gereği zaten değişiklikler ve geliştirmeler dünyasında yaşıyorsun. İşte işin sırrı, tatmin halini sürdürmek adına emek verirken hep seni oraya getiren yola dönüp baktığında aslında çok başka bir hal'e çoktan bürünmüş olduğunu fark etmekte; ama aynı zamanda da o halden şikayetçi olmamakta yatıyor.
Anlayacağın, devrimin kralı var bu ihtişamlı döngünün kendisinde. Hiç öyle muhafazakarlıkla falan işimiz yok.
***
Content bir şeyi dolduran şey aynı zamanda. Bir kavanozsa bu, kavanozun içindekiler content.
Boşluğun antitezi yani. Yokluğun karşısında var edilmiş şey content. Var olan değil evet, var edilmiş olan. Var etmeye değer görülmüş şey, daha ne olsun be!
***
Sadede gelirsek dostlar, content gibi bir kelime tek başına bana bunları ifade ederken, işimin ta kendisinin Content işi olması, kendimi bildim bileli tutunduğum dalın, yazmanın, beni yarı yolda bırakmayışının en güzel tezahürü. Bu blogu oluşturup ilk paylaştığım gün veya ilk günlüğümü yazdığım günü kutlamalıyım! Kutlamanın davetli listesiyse belli: Me, Myself and I!
Yorumlar
Yorum Gönder
yazı sende ne uyandırdı?