Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aktivist Hareket

Resim
Gördüğüm, duyduğum, yaşadığım olayların pek çoğunun bende bıraktığı izleri aktarıyorum burda, bu blogda evet ama şunu fark ettim ki hayatımda belli bi önceliği olan şeylerden hiç bahsetmemişim. Dünya, yaratıldığı ilk zamanlarda daha güzeldi, su götürmez bir gerçek. Özellikle şu inorganik insan egemenliği kendini daha çok hissettirdikçe doğalından git gide uzaklaşıyor dünyanın hali ve işleyişi. Ama biz, yani doğayı katlettikçe oturduğu dalı kesen insan ırkı bu yaptığımızı kendi sorumluluğumuza alarak bunu paylaşmazsak, daha da kötüye gideceğimiz ve sistemin kendi kendini eninde sonunda yok edeceği de aşikar. Öyleyse, daha iyiye ulaşabilmek için; sağlıklı, mutlu, huzurlu bireyler olabilmemiz için bu git gide büyüyen aktivist harekete katılmamız gerekiyor. Peki insanın doğayı yenme çabası sadece çevreyi mi etkiliyor? Elbette hayır. Bundan, bunların hiçbirini hak etmeyen hayvanlar da etkileniyor tabii ki. Bu eğilim (doğayı da kontrol etme, egemenliği altına alma eğilimi) hayvanlara şi...

limandaki çocuk

Bugün arkadaşımla limana gittim. Az ötede iki çocuk gitar çalıp şarkı söylüyorlardı. Bize söylüyorlardı. Güzeldi. Yarın yine gideceğiz. Ne güzel di mi?

2011 Yaz Kritiği

Hmm, Antalya'ya döndüğümü söylemekle başlayayım. Ve İstanbul elbette harikaydı. Yapmak istediklerimi büyük ölçüde yaptım, görmek istediklerimi gördüm ve tadından yenmez bir 5 gün geçirdim! Hani insan yaşadığı güzel şeyleri anlatma ihtiyacı duymaz ya pek, o durumdayım o yüzden ayrıntılı anlatmayacağım ama fazlasıyla güzeldi onu bilin. Büyükada'ya da gittim, vintage butiklerden bir şeyler de aldım, çookça özlediğim insanlarla da görüştüm, Gülhane'nin çimenlerine de yattım. Şöyle bir düşününce hayatımda geçirdiğim en güzel yaz tatiliydi herhalde. 1 hafta hayatta kendime en yakın bulduğum insanla kuzenimle Antalya'da takılmaca, 2 hafta Doğunun Kraliçesi Antakya'da gezmece, 2 hafta neredeyse hayatımı değiştirdi diyebileceğim bir yaz kampının tadını çıkarmaca, bir miktar Antalya'da sürtmece daha ve son olarak da İstanbul'da 1 hafta geçirmece... Evet evet, pek güzel oldu. E bu kayıt da kısa olsun canım.

Kim ne derse desin Constantinopolis

Anlamış olacağınız üzere İstanbul'dayım. Pardon, Constantinopolis'te! Neden bilmem ama tarihi isimler her zaman tercihim olmuştur. Misal Antakya yerine"Antioch". Her neyse şu an tam olarak teyzemin çalıştığı hukuk bürosundan bildirmekteyim, iki dakika boş bulduğum bilgisayara abanmış oldum az biraz. Ama çok farklı bir havası var. Misal klavye. Böyle alacalı bulacalı gümüşlü renkli bir şey. "Ahh...İstanbul'un klavyeleri bile bir başka..." diyeceğim neredeyse! Bahsi geçen hukuk bürosu Beyoğlu'nda hatta az çok tanıyabilmişsem buraları, İstiklal'e de pek bir yakın. Hatta şöyle söyleyeyim ki, son dönem Türk filmlerinde kullanılan eski İstanbul evleri var ya, tam o ayarda bir yer anlayacağın. Oh mis yani! Durum ve hal böyleyken, sebeb-i ziyaretimi anlatayım. Bildiğiniz (daha doğrusu yazdığım) üzere, ben bir kampa katılmış idim temmuzda. İşte baktım olacak gibi değil, pek bir özlüyorum o atmosferi, dedim o zaman bir kamp buluşması iyi gider! Velh...

Gündelik Deneyimler Part 1

Çizen insanları bilir misiniz? Yahut şöyle söyleyeyim. Kendi mana sınırları, başkalarınınki ile aynı olmayan çizerleri bilir misiniz? Kendimi kat’i surette çizer olarak adlandıramam, en güzeli çizeninsan diye sınıflandırmak sanırsam. Çizeninsan olmak öyle kolay değildir. Misal bugün babam, benim çizeninsan olduğumu öğrendiğinden beri merak etmekte olduğunu söylediği çizimlerimi görmek istedi. Ama ortada çizimler yoktu. Çizim vardı. Az ve öz çizen bir insanım. Onu da aylar önce çizmiştim zaten. Velhasıl efendim, çıkardım kitaplığımın köşesinden defterimi, açtım ilk sayfayı. Gördü babam. Ama pek belli etmedi. Herhalde onun bahsini ettiğim çizim olduğuna ihtimal vermedi. Olağanüstü ustalıkla yapılmış kalem manevralarından oluşma bir manzara resmi mi beklemişti yoksa? Yo, bu tanımı karşılayacak türden bir şey değildi çizim. “Ah tabii, bu da güzel, elbette. Farklı yani.” diyebildi sonunda. “Eh, sanırım.” diye karşılık verdim ben de. Ardından gelen sükûnet dolu dakikalar içinde derhal kald...

tespitasyonu bırakıp yaşam ortamına akıştım: GELECEKTE HERKES 15 DAKİKALIĞINA ERGEN OLACAK

en eski kayıtlara baktığımda gördüğüm şey, onların n' yazıktır ki ergen tespitlerinden çok da farklı şeyler olmadıkları. ha büyük bi sorun mu? hayır. herkes ergen oluyor şu hayatta. (andy warhol'u saygıyla anıyorum.) şimdiki durumsa başka. diğer hayatların analizlerini, tespitlerini bırakıp kendi fantastisch hayatımı yaşamaya başladım. hoş bi şey, tavsiye ederim. böyle daha çok hareketi falan barındırıyo içinde bu da demektir ki daha sağlıklı. yani oh mis diyorum başka da bi şey demiyorum. misal yeni kafam sanatı değil sporu daha yakın buluyor bünyeye. keman eğitimime devam etmekten vazgeçip 2 tane doğa sporları kulübüne yazılmam da bu sebepten ileri gelmekte. spor demek sağlık demek, sağlık demek de zaten "hayat güzel", "pembe gözlükleri severim" falan manasına geliyor. durum, hal ve vaziyet bu şekilken yazıyı uzatmayıp yaşamaya gidiyorum!

blogda iddialı değilim tamam da, yine de sanki bazı blog yazarlarını dizginlemeli?

İnsanların fark etmedikleri ya da fark ettikleri halde önemsemedikleri konuları bilmedikleri, okumadıkları, okutmadıkları taktirde dünyanın sonu gelecekmiş gibi gösteren blogcularadır haykırışım. Biraz sükunete davet ediyorum sizi bre! (bu cümlenin sonuna ünlem çok yakıştı.) Ağız dolusu küfürle popüler kültür topicleri üzerinden yapılan geyikler sıkıyor bir süre sonra, cidden. Ne biliyim insanlar da ısrarla okuyunca "ulan problem bende mi?" diyesim geliyor ama değil, vallahi değil.(kendime katılıyorum!) "Her şey yalan bir sensin gerçek!" dedirtiyorsunuz insanlara, yazıktır. Enerjinizi daha yararlı şeylere harcamadığınız sürece sık sık andığınız sığır toplumdan sıyrılamazsınız güzel dostlarım, bana sorarsanız. Yani biz o anlattıklarınızı (hani zaman, mekan, elektrik sarfiyatı yetmezmişçesine) öğrenmezsek daha huzurlu olacağız, bunu siz de biliyorsunuz. Ayrıca insanlara sorgulamayı öğretmeye çalışırken fazlaca da fikir tohumları atıyorsunuz, ki insanlar bunların...

12:59-Kutsal Tarağın Yerini Kutsal Su Matarası Mı Alıyor?

Saat 13:00 olmadan başlamalıydım bu yazıya. Şükürler olsun ki oldu. Şimdi bahsedeceklerim yine bu aralar enerjimi nelere harcadığımla ilgili. Mesela Antalya'ya dün geldim ve yalnızca bir buçuk gün içinde şu bezdirici havaya savurmadığım küfür kalmadı. Yo hayır elbette küfretmedim. Ama keşke etseymişim. Neyse, son hazırlıklar falan işte. Evet, dünden beri kampla ilgili eşyalarımı hazırlamakla meşguldüm. Her şey neredeyse tamam. Tek eksik, su matarası. Hayır yahuu, kırtasiyede satılanından değil. Hani outdoor sporlar için olanından, daha havalı olanından. Olayı şöyle izah edeyim: "The sun was shining and the birds were singing...That day, Berfu...". Tamam bu hazin hikayeyi daha fazla ertelemeye gerek yok, ne olacaksa olsun artık. Anlatıyorum... chapter 1 "Ulan benle dalga mı geçiyolar anlamadım ki! ... Hayır abi diyorum sana 3-4 yıldır yahu. ... Tamam abi sakinim ben." diyordu telefonun diğer ucundaki arkadaşına. Şöyle ki, şu eve taşındığından beridir cadde...

tatildeyim tatilde

Tatildeyiz ya hani çoğumuz, büyük beklentilerle karşıladığımız koskoca 4 aylık tatilde. Tam da ortasında. Hiç değilse benimki bu defa o kadar da boş değil. Ha önceki yıllarda sadece yapmaktan zevk aldığım şeyler farklıydı ve Antakya'ya falan gelince kendimi onlara veriyordum. Yani şu an boş gelse de önceki yıllar hiç de fena değildi. Her neyse, bu yaz geldi, başladı filan ya. Tatil planımdan bahsetmiş olayım. Ne yaptım, ne yapıyorum, ne yapacağım gibisinden. Okul bittikten sonra dahi, katılımcısı olduğum proje (Bkz. TED Access İngilizce Eğitim Projesi) sebebiyle TED'e gidip geldim filan. Tam da gün ortalarında. (Öyle deme ama, günümü mis gibi klimalı mekanda geçirdiğim için avunuyorum ben.) Yani uzunca bir süre tam bir tatil boşluğuna, aylaklığına düşemedim. Ha sonrasında düştüm de nooldu? Yok yok güzel şeyler oldu aslında. Kendime yeni ilgi alanları yarattım. Sinema filan. Hatta beni şevklendirsin sadece heves olarak kalmasın diye odamda abime ait olan 70'ler ve 90...

bekleyin beni hayali okuyucularım

malumunuz tatil geldi de çattı. e ne demek bu? ense demek, kebap demek. biraz da künefe demek aslında. antakyaya gidicem ya hani, o bapta. ama ondan önce kuzu gelicek. kuzuyu özledim ben ya. kuzuu gel artık!

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran! : "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

falan

yok arkadaş böyle güzel müzikli hoş bi mekana gideceksen yanındakiler mekanın müziği, eğlencesi için giden insanlar olacak.olmuyor diğer şekilde.çok sıkılıyorsun.sonra asıl gitme amacının gerçekleşmesini dahi beklemeden çıkıp gidiyosun.hızını alamayıp yolu yarıladıktan sonra acıktığını fark ediyosun.yandaki adam sıcaaaaaeak simiiiit diye bağırırken bi  tane alıyosun.sonra yiye yiye yürümeye devam ediyosun.sonra denize nazır bi yere gidip oturup tek başına simidini yemeye devam ediyosun.amacın simit-çay.ama adam sen simidini bitirdikten sonra getiriyo çayını.daha da bi sinir oluyosun.dağ, deniz falan güzel oluyo toparlıyosun biraz.sonra tekrar hızlı hızlı adımlarla evine yürüyosun.içeri girince direk yemek yiyosun sinirin biraz daha geçiyo.sonra da öyle işte.