Gündelik Deneyimler Part 1

Çizen insanları bilir misiniz? Yahut şöyle söyleyeyim. Kendi mana sınırları, başkalarınınki ile aynı olmayan çizerleri bilir misiniz? Kendimi kat’i surette çizer olarak adlandıramam, en güzeli çizeninsan diye sınıflandırmak sanırsam.

Çizeninsan olmak öyle kolay değildir. Misal bugün babam, benim çizeninsan olduğumu öğrendiğinden beri merak etmekte olduğunu söylediği çizimlerimi görmek istedi. Ama ortada çizimler yoktu. Çizim vardı. Az ve öz çizen bir insanım. Onu da aylar önce çizmiştim zaten. Velhasıl efendim, çıkardım kitaplığımın köşesinden defterimi, açtım ilk sayfayı. Gördü babam. Ama pek belli etmedi. Herhalde onun bahsini ettiğim çizim olduğuna ihtimal vermedi. Olağanüstü ustalıkla yapılmış kalem manevralarından oluşma bir manzara resmi mi beklemişti yoksa? Yo, bu tanımı karşılayacak türden bir şey değildi çizim. “Ah tabii, bu da güzel, elbette. Farklı yani.” diyebildi sonunda. “Eh, sanırım.” diye karşılık verdim ben de. Ardından gelen sükûnet dolu dakikalar içinde derhal kaldırdım defteri. Beklentilere uyacak bir şey olduğunu iddia etmemiştim ama suçluymuşum gibi bir hisse kapılmıştım nedense.
“Eh madem kabul göreni böyle değilmiş, bakalım görelim nasılmış.” diyerekten herhalde, elimi Uykusuz’un Yaz sayısına attım. Çizimlere yazımlara baktım, gördüm, okudum falan. Güldüm bir de. PuCCa’nın da yazısı vardı ama yeni bir tane yazsaymış keşke. Eskilerden seçmişler. Yine de bayağı güzel sayıydı, aylar süren uğraşlarına değmiş bana sorarsanız.

İnsan tatil başlangıcında, bir miktar eğlence hissedince hemen sorumluluk moduna girer ya, alışamamıştır daha tatil aylaklığına. Hah, işte o bende bu defa tatil sonunda hissedildi. Yaklaşan sınıf belirleme sınavının beraberinde getirdiği göt korkusuyla bir ilgisi olabilir, pek tabii. Her neyse, işte bu sebepten olsa gerek ki; Uykusuz Yaz’dan, falan yayınları konu anlatımlı tarih kitabı’na geçiş yaptım. Rönesans’tan girdim, Kanuni’nin Lehistan’la ilişkilerinden çıktım. Yani evet, kısa sürdü bu da. (bkz. Azı karar, çoğu zarar.)

Önüm arkam sağım solum kitap dergi olunca da soluğu D&R’da almışım. Hediye meseleleri, bilirsiniz. Yaklaşan doğum günleri için yapılan türden bir ziyaret. Gerçi önce bir buçuk ay önce aldığım defterle kalemi “Ah, işte bunlar da bana hediye geldi ama beğenmedim pek, anlarsınız ya, zevksiz komşular hah ha!” diyerek değiştirme uğraşına girdim. Ve fakat kurallar basit ve kesindi: 30 iş günü içinde getirildiği taktirde değişim yahut iade yapılabiliyordu. Eh, en azından komşumun bana hediyemi neden benim kartımla almış olduğu gerçeğini açıklama zahmetinden kurtuldum, huh. Her neyse ardından aradığım albüme bakındım. Doğum günü çocuğu koyu bir Rock dinleyicisi olduğundan, Evanescence(yazıldığı gibi okunur)’nin yeni çıkan What You Want’ını bulmak için göz gezdirdim biraz. Bir yandan da Jazz kategorisi altında gördüğüm Born This Way’i sorguladım biraz. Cidden biraz, çünkü D&R’ın da eski D&R olmadığını anlamam uzun sürmedi fondaki bol fucking’li ıptıs ıptıs müziğin yardımıyla. Albümü de bulamadım tabi ben. Tamam dedim, saatler harcamam gerekse de bulacağım doğru hediyeyi! Başlıklardan gözüme kestirdiğimin yanına gidip kitap raflarına bakıyordum şimdi. “Karikatür de seviyordu ya o, alayım mizah bölümünden bir kitap, ehe.” derken ben, hangi çizeri sevdiğini bilmediğimi fark ettim. Bu fikir de rafa kaldırıldı. En iyisi fantastik/bilim-kurgu reyonu dedim kendi kendime, sever. Bu defa sorun bende değildi. Sürekli kıçımın dibinde duran molozdan kaynaklanıyordu sorun. Neyse ki birkaç üff’ten ayy’dan ve muhtelif rahatsızlık nidalarından sonra kayboldu. Ben de reyonla baş başa kaldım. Kocaman kocaman raflar ve bilmediğim yazarların yarattığı bilmediğim diyarlar arasından birini seçmeye koyuldum. Seçemedim. Tam umudumu kaybederken orada, oracıkta alt rafların birinde Le Guin’in kitaplarını gördüm ve rahatladım. Bu defa tamamdı. Mesele kalmamıştı. Seçtim hemen “Dünyaya Orman Denir” isimli kitabını. Güzel bir illüstrasyonla süslenen kapağı da hoşuma gitmişti, ismi de. Böylelikle kendimi bilgisayar oyunları ve dizi sezonları bölümüne attım. Baktım. Baktım tabi, alacak değilim ya. “İnternette hepsi var nasılsa!” Orada geçirdiğim bir buçuk saatin ardından yeniden kasiyerin yanına gittim ve her zamanki gibi oradan güzel bi ayraç seçip kitaba iliştirdikten sonra ödemeyi yaptım. “Ah yalnız paket olacaktı bu.” derken elime tutuşturdu hediye kâğıdı ve fiyongunu kasiyer, “Siz pakete sarabilirsiniz!” Tamam kasiyer, dedim. Ben de 8 saat bu müziğe ve kendine aldığı ürünleri bir buçuk ay sonra hediye gelmişçesine getirip değiştirmeye çalışan müşterilere maruz bırakılsam ben de böyle davranma lüksüne sahip olurdum herhalde!

Eve geldiğimde yemek yapmak için evde malzeme bulamayan babamın ben teklif dahi etmeden pizza seçeneğine sarılması ruh halimi, mood’umu biraz iyileştirdi. (Vicdanımı rahat tutmak için Pizza Fit yedim, Coca Cola Zero içtim, o ayrı.) Böylelikle yeniden rutin ruh halime dönmüş oldum ve pek de iyi oldu.

Yorumlar

  1. Evanescence'nin (okunuşuna göre ek eklenir) yeni albümü Ekim ayında çıkacak, bilgilerinize sunmak istedim. Bu arada yazınız çok başarılı madam.

    YanıtlaSil
  2. allah fail etmesin efendim, teşekkürler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

yazı sende ne uyandırdı?

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Zor Zamanlardan Geçmenin Şaşırtıcı Yararı" - HuffPost'tan Çeviri

Ne güzeldir