ABD'nin bir kez daha dünyadaki insanların hayatını kurtarası ve onların hayatlarını "daha iyi"ye ulaştırası gelmiş, görüyo musun?
Yazının orijinaline İngilizcen varsa bi göz atabilirsin aslında
Yazı, Obama'nın sunduğu Küresel Tarım Gelişimi Planı'na; yani tarımı, dolayısıyla gıdayı tekelleştirmeye ve üreticilerin sömürülmesine hizmet eden mükemmel plana Bono'nun da destek verdiğini anlatmış, onda sıkıntı yok zaten, şaşırmaya da çok gerek yok da, asıl sorun yazının geri kalanında ortaya çıkıyor.
Emperyalizm nedir, ne işe yarar, kime hizmet eder diyen varsa baksın bi hele. Şimdii, "Ben, doğa ve onun parçası olan insan kökenli kaynakları (yeraltı ya da toprak zenginliği de olabilir bu, insan emeği de olabilir) nasıl yapıp da sadece bana yancı olanların hizmetine sokarım? Aralarındaki organik bağı yıkarım? Nasıl bunun sürekliliğini sağlarım? Nasıl bunu geri dönülemez bir bağımlılık haline getirebilirim ve bu yolla da kârıma kâr, gücüme güç katarım?" İşte bunlar hep tekelci emperyalist adam heriflerinin aklındaki sorulardır, he mi.
Monsanto da bunların en birincisidir, ve elbette bu yukarıdaki sorulara yanıtlar bulmaktadır kendince. Ne mi yapar? Der ki, ben bu ademoğluyla havvakızının tamamının ihtiyacını kapsayan gıda meselesine bir el atayım. Hatta dur olmuşken ben bunun direkt üretimini elime alayım. Tohumlar ancak benim elimden geçtikten sonra çiftçilere ulaşsın. Bu yolla hem insanla yediğinin arasındaki bağı zayıflatıp onu mahkum ettiğimiz "modern" yeni dünyanın gidişatına hazırlarım, hem tohumun da tohumluğu kalmaz, biyoteknoloji sayesinde kendi kendini üretemeyen sentetik besinleri "ama öyle daha VERİMLİ oluyo, GDO aslında süppe bi şey" diye yuttururum, zaten ucuz olmuş oluyo verimli olunca, bu yolla da çiftçiyi köylüyü kendime mahkum ederek emeklerini sonuna kadar sömürürüm. Oh lan, mis. Zaten sertifikasyon işini de elimde bulundurduğum için sıkıntı yok. "Bir-iki aktivist çıkıp da "bu yalan konuşuyor!" derse kapı gibi gıda sertifikalarımı gösteririm" diyor. Özet bu yani.
Biz ne diyoz peki? Diyoz ki, emek diyoz, yerel kaynaklar diyoz, gerçek besin diyoz; birtakıa değerlere sahip çıkalım diyoz. Diyoz yani bunları. İstiyoz ki, yediğimizle aramıza dağıtımcılar girmesin, dünya çapındaki şirketin yemek masasında ne işi var allaşkına diyoz. Falan, anladın mı. Kötü insanlar değiliz esasında, biraz dinlesen iyi şeyler söylüyoz da işte. Pek dinlemeye merakın kalmamış senin. Bireyselleştirici dünyanın tozuna dumanına karışmışsın, "ben de ben, aman da ben!" deyip duruyorsun. E napalım, seni karşıma oturtabilirsem bunları anlatırken kendimi dinlettirmeye uğraşıyorum ben de. Açıkçası çok vazgeçmeye de niyetim yok. Hadi selametle, okursan da bunu, az düşün ciddi mi konuşuyo la acaba diye...
Yazı, Obama'nın sunduğu Küresel Tarım Gelişimi Planı'na; yani tarımı, dolayısıyla gıdayı tekelleştirmeye ve üreticilerin sömürülmesine hizmet eden mükemmel plana Bono'nun da destek verdiğini anlatmış, onda sıkıntı yok zaten, şaşırmaya da çok gerek yok da, asıl sorun yazının geri kalanında ortaya çıkıyor.
Emperyalizm nedir, ne işe yarar, kime hizmet eder diyen varsa baksın bi hele. Şimdii, "Ben, doğa ve onun parçası olan insan kökenli kaynakları (yeraltı ya da toprak zenginliği de olabilir bu, insan emeği de olabilir) nasıl yapıp da sadece bana yancı olanların hizmetine sokarım? Aralarındaki organik bağı yıkarım? Nasıl bunun sürekliliğini sağlarım? Nasıl bunu geri dönülemez bir bağımlılık haline getirebilirim ve bu yolla da kârıma kâr, gücüme güç katarım?" İşte bunlar hep tekelci emperyalist adam heriflerinin aklındaki sorulardır, he mi.
Monsanto da bunların en birincisidir, ve elbette bu yukarıdaki sorulara yanıtlar bulmaktadır kendince. Ne mi yapar? Der ki, ben bu ademoğluyla havvakızının tamamının ihtiyacını kapsayan gıda meselesine bir el atayım. Hatta dur olmuşken ben bunun direkt üretimini elime alayım. Tohumlar ancak benim elimden geçtikten sonra çiftçilere ulaşsın. Bu yolla hem insanla yediğinin arasındaki bağı zayıflatıp onu mahkum ettiğimiz "modern" yeni dünyanın gidişatına hazırlarım, hem tohumun da tohumluğu kalmaz, biyoteknoloji sayesinde kendi kendini üretemeyen sentetik besinleri "ama öyle daha VERİMLİ oluyo, GDO aslında süppe bi şey" diye yuttururum, zaten ucuz olmuş oluyo verimli olunca, bu yolla da çiftçiyi köylüyü kendime mahkum ederek emeklerini sonuna kadar sömürürüm. Oh lan, mis. Zaten sertifikasyon işini de elimde bulundurduğum için sıkıntı yok. "Bir-iki aktivist çıkıp da "bu yalan konuşuyor!" derse kapı gibi gıda sertifikalarımı gösteririm" diyor. Özet bu yani.
Biz ne diyoz peki? Diyoz ki, emek diyoz, yerel kaynaklar diyoz, gerçek besin diyoz; birtakıa değerlere sahip çıkalım diyoz. Diyoz yani bunları. İstiyoz ki, yediğimizle aramıza dağıtımcılar girmesin, dünya çapındaki şirketin yemek masasında ne işi var allaşkına diyoz. Falan, anladın mı. Kötü insanlar değiliz esasında, biraz dinlesen iyi şeyler söylüyoz da işte. Pek dinlemeye merakın kalmamış senin. Bireyselleştirici dünyanın tozuna dumanına karışmışsın, "ben de ben, aman da ben!" deyip duruyorsun. E napalım, seni karşıma oturtabilirsem bunları anlatırken kendimi dinlettirmeye uğraşıyorum ben de. Açıkçası çok vazgeçmeye de niyetim yok. Hadi selametle, okursan da bunu, az düşün ciddi mi konuşuyo la acaba diye...
Güzel bir yazı. Eline sağlık.
YanıtlaSilTesekkur ederim
YanıtlaSil