12:59-Kutsal Tarağın Yerini Kutsal Su Matarası Mı Alıyor?
Saat 13:00 olmadan başlamalıydım bu yazıya. Şükürler olsun ki oldu.
Şimdi bahsedeceklerim yine bu aralar enerjimi nelere harcadığımla ilgili. Mesela Antalya'ya dün geldim ve yalnızca bir buçuk gün içinde şu bezdirici havaya savurmadığım küfür kalmadı. Yo hayır elbette küfretmedim. Ama keşke etseymişim.
Neyse, son hazırlıklar falan işte. Evet, dünden beri kampla ilgili eşyalarımı hazırlamakla meşguldüm. Her şey neredeyse tamam. Tek eksik, su matarası. Hayır yahuu, kırtasiyede satılanından değil. Hani outdoor sporlar için olanından, daha havalı olanından. Olayı şöyle izah edeyim: "The sun was shining and the birds were singing...That day, Berfu...". Tamam bu hazin hikayeyi daha fazla ertelemeye gerek yok, ne olacaksa olsun artık. Anlatıyorum...
chapter 1
"Ulan benle dalga mı geçiyolar anlamadım ki! ... Hayır abi diyorum sana 3-4 yıldır yahu. ... Tamam abi sakinim ben." diyordu telefonun diğer ucundaki arkadaşına. Şöyle ki, şu eve taşındığından beridir caddeden her geçişinde ayakkabıcının tekine gözü takılıyordu. Oradan bakınca yeterince manasız görünebilir ama değil. Bu ayakkabıcıda başka bir şey vardı, belki de vitrinindeki kafası kadar ayakkabılardı çekici olan. İki hafta öncesine kadar gerçekten öyle olabileceğini tahmin etmezdi. Fakat o gün öğrendi ki, orası adeta kutsal bir mekandı.. Orası bir...KAMP MALZEMELERİ DÜKKANI'ydı. O şurasından burasından kancalar demirler fışkıranlarsa, dağcılık ayakkabılarıydı. Tesadüfe de bakınız ki tam o sıralar şu kamp işi şekillenmeye başlamıştı. Evet dedi, bu bir işaretti yıllar boyu... O zamandan biliyordu işinin düşeceğini aslında.
chapter 2
Ve fakat saçmalığa da bakınız ki çıktığı iki haftalık tatilin ardından bir daha o "ayakkabıcı"yı görememişti. Acı gerçek gün gibi ortadaydı, taşınmıştı. Bu kadar mıydı yani? Her şey bu kadar kolay mıydı? Yeni tuttuğu dükkanın kontratını imzalarken, hiç mi içi acımamıştı. Belli ki durum bundan ibaretti, neyden olacak nankörlüğünden! Yıllar boyu göz müşteriliğini yapmıştı oranın oysa o... O ise tek kalemde silmişti bu köşebaşı dükkanını ve tabii ki müşterilerini. Tamam dedi, eğer o böylesine vurdumduymaz kalabiliyorsa, Berfu Hena da kalmalıydı, kalacaktı da! Ne yani başka dükkan mı yoktu. Hatta bazı dükkanlar vardı ki, dükkan kelimesinden taşarak mağaza kavramı içinde yerini tutturmayı başarmıştı bile. Evet gideceği yeni adres şimdiden belliydi, Doğu Garajı. Doğu Garajı'nda aradığınız her şeyi bulabilirdiniz. İkinci elcilerden tutun da sahtecilere. Evet su matarası. Tek derdi su matarasıydı artık. Kafasını doğru dürüst bir şeye veremiyordu; öyle ki, yapmaktan asla ödün vermediği işleri yaparken bile dikkatini dağıtmayı başarabiliyordu Su Matarası.
chapter 3
Aynı akşam, evine döndü ve içeri girer girmez annesi bir şeylerin ters gittiğini anladı. İçinde kopan fırtınalar, kimi zaman da durgun sular kadar sükun ancak bir o kadar da buruk duygular yüzüne yansımıştı anlaşılan. Olanları anlattı. İlk başta hiçbir şey yapmadı annesi, sanki duymamış gibiydi yavrusunun onca feryadını. Fakat o, güçlü bir kadındı. Derhal çözüme odaklanmış ve aklına birkaç fikir doluşmuştu bile. Güllük'e gidecekti. Orada da aradığınız bilimum eşya, araç, gereçi bulurdunuz. Gittiler. Annesinin yanında tabiri caizse "pusmuş kalmış" Berfu Hena adeta umutsuzluk denizlerinde son çırpınışlarını, son direnişlerini ve hatta son mücadelelerini veriyordu şimdi!
chapter 4
Ufak bir yolculuğun ardından Güllük'e varmışlardı bile. Annesinin adımlarını takip etti, gelmişlerdi işte. Ancak Hena, istediğini bulamadığını hissederken bir yandan da etrafındaki amaçsız insan topluluğun lanet bakışlarını fark etti. Şimdi yalnızdı çünkü annesi köşede, dükkanının önündeki isteksiz müşteriyi ikna etmeye çalışan adama bir şeyler sormaya gitmişti. Sonuç yine hüsrandı, değişen bir şey yoktu, oradaki adam da Doğu Garajı'nı göstermişti adres olarak.
chapter 5
Ertesi sabah, bunu tek başına halletmesi gerektiğini anlayan Berfu, annesinin kahvaltı çağrılarını duymadan hemen önce telefonuna gelen mesajı görmüştü ve işte bu mesaj hayatını değiştirmişti. Arkadaşı Ecem'in mesajında Gözde'nin su matarası bulduğunu (hem de üstünde outdoor sports yazan ve bisikletli bir çocuk resmi olan bir mataraydı bu!) okuyan Hena sonunda sakinleşmeyi başarmıştı. İşte her şey çözüme ulaşmış gibiydi. Yani eğer 5M Migros da yerinden taşınmadıysa!
*Berfu Hena şu an Migros'a gitmek için hazırlanıyor. Bulduğunu getirecek ve o zaman adeta hayattaki misyonunu tamamladığını hissettirecek o su matarasını gönül rahatlığıyla eşyalarının arasına yerleştirebilecek!
Şimdi bahsedeceklerim yine bu aralar enerjimi nelere harcadığımla ilgili. Mesela Antalya'ya dün geldim ve yalnızca bir buçuk gün içinde şu bezdirici havaya savurmadığım küfür kalmadı. Yo hayır elbette küfretmedim. Ama keşke etseymişim.
Neyse, son hazırlıklar falan işte. Evet, dünden beri kampla ilgili eşyalarımı hazırlamakla meşguldüm. Her şey neredeyse tamam. Tek eksik, su matarası. Hayır yahuu, kırtasiyede satılanından değil. Hani outdoor sporlar için olanından, daha havalı olanından. Olayı şöyle izah edeyim: "The sun was shining and the birds were singing...That day, Berfu...". Tamam bu hazin hikayeyi daha fazla ertelemeye gerek yok, ne olacaksa olsun artık. Anlatıyorum...
chapter 1
"Ulan benle dalga mı geçiyolar anlamadım ki! ... Hayır abi diyorum sana 3-4 yıldır yahu. ... Tamam abi sakinim ben." diyordu telefonun diğer ucundaki arkadaşına. Şöyle ki, şu eve taşındığından beridir caddeden her geçişinde ayakkabıcının tekine gözü takılıyordu. Oradan bakınca yeterince manasız görünebilir ama değil. Bu ayakkabıcıda başka bir şey vardı, belki de vitrinindeki kafası kadar ayakkabılardı çekici olan. İki hafta öncesine kadar gerçekten öyle olabileceğini tahmin etmezdi. Fakat o gün öğrendi ki, orası adeta kutsal bir mekandı.. Orası bir...KAMP MALZEMELERİ DÜKKANI'ydı. O şurasından burasından kancalar demirler fışkıranlarsa, dağcılık ayakkabılarıydı. Tesadüfe de bakınız ki tam o sıralar şu kamp işi şekillenmeye başlamıştı. Evet dedi, bu bir işaretti yıllar boyu... O zamandan biliyordu işinin düşeceğini aslında.
chapter 2
Ve fakat saçmalığa da bakınız ki çıktığı iki haftalık tatilin ardından bir daha o "ayakkabıcı"yı görememişti. Acı gerçek gün gibi ortadaydı, taşınmıştı. Bu kadar mıydı yani? Her şey bu kadar kolay mıydı? Yeni tuttuğu dükkanın kontratını imzalarken, hiç mi içi acımamıştı. Belli ki durum bundan ibaretti, neyden olacak nankörlüğünden! Yıllar boyu göz müşteriliğini yapmıştı oranın oysa o... O ise tek kalemde silmişti bu köşebaşı dükkanını ve tabii ki müşterilerini. Tamam dedi, eğer o böylesine vurdumduymaz kalabiliyorsa, Berfu Hena da kalmalıydı, kalacaktı da! Ne yani başka dükkan mı yoktu. Hatta bazı dükkanlar vardı ki, dükkan kelimesinden taşarak mağaza kavramı içinde yerini tutturmayı başarmıştı bile. Evet gideceği yeni adres şimdiden belliydi, Doğu Garajı. Doğu Garajı'nda aradığınız her şeyi bulabilirdiniz. İkinci elcilerden tutun da sahtecilere. Evet su matarası. Tek derdi su matarasıydı artık. Kafasını doğru dürüst bir şeye veremiyordu; öyle ki, yapmaktan asla ödün vermediği işleri yaparken bile dikkatini dağıtmayı başarabiliyordu Su Matarası.
chapter 3
Aynı akşam, evine döndü ve içeri girer girmez annesi bir şeylerin ters gittiğini anladı. İçinde kopan fırtınalar, kimi zaman da durgun sular kadar sükun ancak bir o kadar da buruk duygular yüzüne yansımıştı anlaşılan. Olanları anlattı. İlk başta hiçbir şey yapmadı annesi, sanki duymamış gibiydi yavrusunun onca feryadını. Fakat o, güçlü bir kadındı. Derhal çözüme odaklanmış ve aklına birkaç fikir doluşmuştu bile. Güllük'e gidecekti. Orada da aradığınız bilimum eşya, araç, gereçi bulurdunuz. Gittiler. Annesinin yanında tabiri caizse "pusmuş kalmış" Berfu Hena adeta umutsuzluk denizlerinde son çırpınışlarını, son direnişlerini ve hatta son mücadelelerini veriyordu şimdi!
chapter 4
Ufak bir yolculuğun ardından Güllük'e varmışlardı bile. Annesinin adımlarını takip etti, gelmişlerdi işte. Ancak Hena, istediğini bulamadığını hissederken bir yandan da etrafındaki amaçsız insan topluluğun lanet bakışlarını fark etti. Şimdi yalnızdı çünkü annesi köşede, dükkanının önündeki isteksiz müşteriyi ikna etmeye çalışan adama bir şeyler sormaya gitmişti. Sonuç yine hüsrandı, değişen bir şey yoktu, oradaki adam da Doğu Garajı'nı göstermişti adres olarak.
chapter 5
Ertesi sabah, bunu tek başına halletmesi gerektiğini anlayan Berfu, annesinin kahvaltı çağrılarını duymadan hemen önce telefonuna gelen mesajı görmüştü ve işte bu mesaj hayatını değiştirmişti. Arkadaşı Ecem'in mesajında Gözde'nin su matarası bulduğunu (hem de üstünde outdoor sports yazan ve bisikletli bir çocuk resmi olan bir mataraydı bu!) okuyan Hena sonunda sakinleşmeyi başarmıştı. İşte her şey çözüme ulaşmış gibiydi. Yani eğer 5M Migros da yerinden taşınmadıysa!
*Berfu Hena şu an Migros'a gitmek için hazırlanıyor. Bulduğunu getirecek ve o zaman adeta hayattaki misyonunu tamamladığını hissettirecek o su matarasını gönül rahatlığıyla eşyalarının arasına yerleştirebilecek!
chapter 6
YanıtlaSilMigros, ayakkabıcının aksine daha vefalı ve içtendi. Öyle hiç bir şey demeden, aniden çekip gitmemişti. Berfu sonunda matarasına kavuşmuş huzurlu ve başarmış hissetmişti. Yinede de Berfu'nun aklında içini kemiren bir birinden habersiz sorular vardı. Migros gerçekten Berfu'yu mu beklemişti yoksa işine mi öyle gelmişti. Ayakkabıcı zor durumda mıydı? İstediği matarayı almış mıydı? Resimdeki bisikletli çocuk kimdi? Migros o kadar ağır, hantal ve yaşlıydı ki kalkıp bir yerlere gitmeye, her gün ziyaretine gelen bütün o insanları bırakmaya korkuyordu. Her şeyini planlamış doğru yatırımlar yapmış oldukça garantici ölü emekli bir amcaya o kadar benziyordu ki; ayakkabıcının kaybetmiş, savrulmuş, cesaretli tavrı belki de çok daha kutsaldı.
Migros eger iptis iptis muzikse o ayakkabici magrur bir besteydi simdi. Yaptiginin arkasinda duracagina suphe yok! Migros'un hantalligi mi, evet sanirim daha iyi ifade edilemezdi...
YanıtlaSil