Bizdik Paranoyak Olan...
Önce gelmiş geçmiş en iyi hatiplerden birini yetiştirdiler. Ki, kitleleri kolayca kontrol altında tutabilsinler. Dedikleri buyruk sayıldı. Kimse itiraz etmedi.
Sonra ülkenin tüm kaynaklarını kuklaları oldukları *büyük güçler*in denetimine bıraktılar. Yandaşlarını zengin ettiler her bir projeyle, her bir *kamu hizmeti*yle. Bunu hala sürdürüyorlar ve hallerinden oldukça memnunlar çünkü onlar git gide daha zenginleşirken, büyürken; fakir daha da fazla fakirleşti, küçüldü, ezildi.
Bir sonraki hedefleri, henüz zehirleyemedikleri genç beyinler oldu. Bunun için de eğitim kurumlarının işleyişine, öğreteceklerine ve öğretmeyeceklerine karıştılar. Ah, haksızlık etmeyin seçme şansı da sundular gençlere. 3 sterotipten birini seçecektiniz: doktor, mühendis, hukukçu. Sonra siz bu hedefinize öyle içten inandınız ki, neyiniz var neyiniz yok buna yatırdınız. Okulun yanında dersanelere, özel derslere gittiniz. Bu sırada modern dünyanın size *sunduklarından* da ayrı kalmadınız elbette. Çağdaş yaşamın en önemli ve temel alameti olan akıllı telefonunuz/tabletiniz ders çalışmadığınız her anınızda hayatı sizinki gibi olan akranlarınızla *paylaştınız*. Paylaştıkça azaldınız, azaldıkça paylaştınız. Zamanınızı öyle fasafiso şeylerle harcadınız ki, ülke sevgisini, laikliği, inkılapçılığı; hepsini belli günlere sığdırdınız 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım gibi... Sitelerde resminizi Atatürk resimleriyle değiştirdiniz, ve vatansever oldunuz! Sisteme, iktidara küfrettiniz, onları lanetlediniz, sonra tekrar fiziğinize, kimyanıza döndünüz. İçinizden en hırslısı meydanlara çıktı, imza kampanyalarına katıldı. En sonunda o da sustu.
En önemlisi de bu *büyük adamlar* siz internette ülkenizi kurtarırken, kendilerini ve yanlarındakileri kurtardılar. *Allah'ın adamı* olduklarını, kendilerine karşı çıkanların kafir olduklarını, mezhepleri onlarla bir olmayanların dinsiz olduklarını bağırdılar meydanlarda! Sık sık adlarını andılar peygamberlerin ki, halkları onları bir kere daha sevdi, bir kere daha bağlandı onlara sorgulamamacasına. Her yeni gün bir başka *dini gerçek* duyar oldunuz. "Göz göze gelmek zina imiş, eli eline değerse abdestin bozulurmuş!" Din dedikleri şey git gide kendi dikte kurallarıyla ördükleri bir duvar oldu, kalkan oldu onlar için.
Onlar muhattap oldukları halka meydanlarda vaaz verirken, siz evinizde olan biteni sorgulamadan matematiğinizi, fiziğinizi çalışırken, Kur'an kurslarında gerçek dışı öğretiler beyinlere aşılanırken; onların başka bir kolu da tarihi ve kültürel değerlere saldırdılar. Sanata, sanatçıya saldırdılar. Çünkü sanat, sorgulama anlamına geliyordu. Sinemaları, meydanları, ortak değerleri bir bir yok etmeye başladılar. Geçmişi, o zamanki direnişi hatırlatan ne varsa yıkıyorlardı *kentsel dönüşüm* adı altıda. Oysa amaçları daha çağdaş, modern (!) bir şehir yaratmaktı yalnızca. Paranoyak olan bizlerdik bunca şeyi bulan bir inşaatın altında...
Şöyle bir düşününce, "Ampul" sembolü tam da onlara göreydi aslında. Sahte, sentetik, inorganik bir ışık yayan; sadece kendi istedikleri yerleri aydınlatan ve istemedikleri yerleri karanlıkta bırakan bir ampul. Hatta aydınlattığı (!) yere baktığınızda renkleri farklı göstermekle kalmayıp, olayları bile değiştiren bir ampul. Öyle bir illüzyon yaratıyordu ki bu ışık; çoğunluk, hipnotize olmuşçasına başka hiçbir özgür düşünceye sahip olamıyordu. Beyinleri köreltiyordu bu ışık. Uyuşturuyordu.
Sonra ülkenin tüm kaynaklarını kuklaları oldukları *büyük güçler*in denetimine bıraktılar. Yandaşlarını zengin ettiler her bir projeyle, her bir *kamu hizmeti*yle. Bunu hala sürdürüyorlar ve hallerinden oldukça memnunlar çünkü onlar git gide daha zenginleşirken, büyürken; fakir daha da fazla fakirleşti, küçüldü, ezildi.
Bir sonraki hedefleri, henüz zehirleyemedikleri genç beyinler oldu. Bunun için de eğitim kurumlarının işleyişine, öğreteceklerine ve öğretmeyeceklerine karıştılar. Ah, haksızlık etmeyin seçme şansı da sundular gençlere. 3 sterotipten birini seçecektiniz: doktor, mühendis, hukukçu. Sonra siz bu hedefinize öyle içten inandınız ki, neyiniz var neyiniz yok buna yatırdınız. Okulun yanında dersanelere, özel derslere gittiniz. Bu sırada modern dünyanın size *sunduklarından* da ayrı kalmadınız elbette. Çağdaş yaşamın en önemli ve temel alameti olan akıllı telefonunuz/tabletiniz ders çalışmadığınız her anınızda hayatı sizinki gibi olan akranlarınızla *paylaştınız*. Paylaştıkça azaldınız, azaldıkça paylaştınız. Zamanınızı öyle fasafiso şeylerle harcadınız ki, ülke sevgisini, laikliği, inkılapçılığı; hepsini belli günlere sığdırdınız 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım gibi... Sitelerde resminizi Atatürk resimleriyle değiştirdiniz, ve vatansever oldunuz! Sisteme, iktidara küfrettiniz, onları lanetlediniz, sonra tekrar fiziğinize, kimyanıza döndünüz. İçinizden en hırslısı meydanlara çıktı, imza kampanyalarına katıldı. En sonunda o da sustu.
En önemlisi de bu *büyük adamlar* siz internette ülkenizi kurtarırken, kendilerini ve yanlarındakileri kurtardılar. *Allah'ın adamı* olduklarını, kendilerine karşı çıkanların kafir olduklarını, mezhepleri onlarla bir olmayanların dinsiz olduklarını bağırdılar meydanlarda! Sık sık adlarını andılar peygamberlerin ki, halkları onları bir kere daha sevdi, bir kere daha bağlandı onlara sorgulamamacasına. Her yeni gün bir başka *dini gerçek* duyar oldunuz. "Göz göze gelmek zina imiş, eli eline değerse abdestin bozulurmuş!" Din dedikleri şey git gide kendi dikte kurallarıyla ördükleri bir duvar oldu, kalkan oldu onlar için.
Onlar muhattap oldukları halka meydanlarda vaaz verirken, siz evinizde olan biteni sorgulamadan matematiğinizi, fiziğinizi çalışırken, Kur'an kurslarında gerçek dışı öğretiler beyinlere aşılanırken; onların başka bir kolu da tarihi ve kültürel değerlere saldırdılar. Sanata, sanatçıya saldırdılar. Çünkü sanat, sorgulama anlamına geliyordu. Sinemaları, meydanları, ortak değerleri bir bir yok etmeye başladılar. Geçmişi, o zamanki direnişi hatırlatan ne varsa yıkıyorlardı *kentsel dönüşüm* adı altıda. Oysa amaçları daha çağdaş, modern (!) bir şehir yaratmaktı yalnızca. Paranoyak olan bizlerdik bunca şeyi bulan bir inşaatın altında...
Şöyle bir düşününce, "Ampul" sembolü tam da onlara göreydi aslında. Sahte, sentetik, inorganik bir ışık yayan; sadece kendi istedikleri yerleri aydınlatan ve istemedikleri yerleri karanlıkta bırakan bir ampul. Hatta aydınlattığı (!) yere baktığınızda renkleri farklı göstermekle kalmayıp, olayları bile değiştiren bir ampul. Öyle bir illüzyon yaratıyordu ki bu ışık; çoğunluk, hipnotize olmuşçasına başka hiçbir özgür düşünceye sahip olamıyordu. Beyinleri köreltiyordu bu ışık. Uyuşturuyordu.
Geriye kalan tek şey sizin tüm bunları duymanıza sebep olabilecek, basındı. Basını da sindirdiler, en çok okunan gazeteler hep en yanlışı, en çarpığı bastılar siyah-beyaz sayfalarına. Doğruyu gizlediler, uzak tutmaya çalıştılar.
Sonra *durduk yerde*, yıllardır barış içinde yaşayan aramızın bozulmadığı TEK komşumuz olan Suriye'yle savaşa tutuştular. Birliği bozmaya çalıştılar. Ancak hala yapamadılar bunu. Neden mi? Çünkü oradaki halklar tarih boyunca koyun koyuna yaşamıştı ve şimdi de bundan taviz verecek değillerdi; *büyük adamların* pis oyunlarına alet olacak değillerdi.
Sahi, *durduk yerde* yaptılar bunu değil mi? Yoksa tüm bunların Ortadoğu'daki petrolle hiç mi hiç alakası yoktu. Kuklası oldukları güçlerin çıkarlarıyla hele, hiç ilgisi yoktu.
Bizdik paranoyak olan...
GÖRSEL https://twitter.com/Bilge1923/status/290019687364952064/photo/1 KAYNAĞINDAN ALINMIŞTIR.

gezi parkı eylemlerine katılımlarıyla beni "apolitik" derken haksız çıkaran gençlerin her birine bin selam olsun!
YanıtlaSil