Ritüeller ve Kar Hakkında Övgü Dolu Bir Yazı
Henüz bu konuya dair bir araştırma yapmış değilim. Genelde kullandığım yöntem olan "sezgileri izleme"yi uyguluyorum. Bu sezgileri izleme süreci dediğim baya baya hem takip etmek hem seyretmek anlamını kapsıyor. Mesela bu birkaç dakika öncesine kadarki kısımda sezgileri sırasıyla önce takip ediyor, sonra oturup seyrediyordum ki; yeni bir idraka vardım. Ki, bu da yine özel, tekil ve gelip geçici'ye giydirilmiş başka bir elbise yalnızca. Ona ritüel kavramı çerçevesinden bir bakış. Çünkü tam olarak ritüelin ifade ettiği o bana. Yani esasen tam olarak "Don't make a living that you forget to make a life."ın ne anlama geldiğiyle alakalı bir konudan bahsediyorum. O benim kafayı takmış olduğum özel, tekil ve gelip geçicinin eş anlamlarından biri yalnızca ritüel ritüel dediğim.
Olaylar, sık sık yaptığım ana veya erken uyanılan sabahlara övgü okumalarının olduğu günlerin birinde başlıyor. Ki, bahsi geçen yazı, bu ana ve yaşama övgüye kış mevsiminin ritüelleri ve deneyimlerinin penceresinden bakarak yazılmış. O günden beri bu mevzu bahsi geçen "ritüeller" kah final projemin çıkış noktasını belirliyor, kah -bilgisayarım bozulduğundan beri daha sık kendi kendime kalabildiğim anlarda ani idraklar halinde kafama nüfuz ediyor.
Tam olarak bana bu yazıyı yazdıran idrakın konusuna gelirsem de, kar ritüelidir kendisi. Çocukluğun baskın ritüeli "oyun" ya, büyüdükçe özelleşen dünyamız bu oyunu da özelleştiriyor ve biraz da daraltıyor hani. İşte bu noktada kar bizim gibi memleketlerin imdatına yetişen bir yaşam-kurtaran oluyor (can dersem living; yaşam dersem life anlaşılacakmış). Geçtiğimiz haftanın başından beridir, beni mutlu eden ne olduysa hepsinin karla bir ilgisi var. Öncelikle, yoğun kar sebebiyle yolda kaldım ve bunun insanları nasıl etkilediğini ilk orada gördüm. Hiç kimsede yolda kalmanın stresi yoktu da, kardan dolayı yolda kalmış olmanın keyfi vardı. Otobüsten inip kardanadam yapıyorduk, otobüsün içindeyken önceden hiç tanımadığımız insanlarla uzunlu-kısalı sohbetlere giriyorduk. Ama her ne yapıyorsak, şikayetçi olmadığımız kesin idi. Böyle anlatınca yazım kulağa Kar'a Övgü gibi geliyor olabilir ama aslında değil. Kar örneği üstünden sana böyle ritüellerin yaşamlarımız üstündeki etkileri ve ona katkılarını anlatmaya çabalıyorum aslında. Yani mesele ne karın başlı başına eğlenceli bir şey olması, ne beyaz olması, ne de kaygan olmasıyla alakalı. Mesele, insanların bunu yüzyıllar içinde -bu iklim insanından bahsediyor olalım- ritüelleştirmiş olması.
Yani, 2015e gelmişiz, tamam mı, birbirimize dokunabildiğimiz kanalları kaybedip öpüşme-sarılmayı simüle eden ürünlerin tasarlandığı zamanlardayız; ama buna rağmen bir kar yağışının ardından bir anda isimsiz insanlar 20:30'a kartopu savaşı randevusu kesebilmişler. Bir de üstelik buna yüzlerce kişi katılmış. YOK DAHA NELER?! Anlatabildim mi?
Aynı sebepten sabah erken kalkılınca içilen kahveye ya da alınan duşa alakasız gibi görünen anlamlar yüklemişiz. Küveti doldurup kokulu yağlar sürünmemiz bundan anlıyor musun, başka da hiçbir şeyden değil! Çünkü bizi diri tutan tek şey ri-tü-el-ler! Ve o hep lafı edilen küçük şeylerden mutlu olmanın çevirisi de ritüelleştirme aslında. Arkadaşlarınla hamama gitmeyi de ritüelleştirebilirsin, yatmadan önce yazdığın yazıyı da, her öğle arası aynı büfenin önünden geçerken sahibiyle ettiğin laklağı da, ve kartopu savaşını da. Hatta öyle ki, yurttaki oda arkadaşlarında mum ışığında sahlep içip film bile izlersin ritüel olsun diye. Ve bu sana, yaparken kendini pek tatmin hissettiğin yılbaşı alışverişinden, işte bu yüzden daha fazla tat verebilir.
Kendime iyi dilek: Umarım, bu benim bulduğum ama bu defa bırakmadığım bir paradigma olarak yerleşir. Sanıyorum bunun tek yolu da kafada bitirmemek. Evet ritüel meselesini henüz kafamda bitirmedim, biraz daha sezgilerimi izleyeduracağım.
Sen de okuduysan hoş kal!
Olaylar, sık sık yaptığım ana veya erken uyanılan sabahlara övgü okumalarının olduğu günlerin birinde başlıyor. Ki, bahsi geçen yazı, bu ana ve yaşama övgüye kış mevsiminin ritüelleri ve deneyimlerinin penceresinden bakarak yazılmış. O günden beri bu mevzu bahsi geçen "ritüeller" kah final projemin çıkış noktasını belirliyor, kah -bilgisayarım bozulduğundan beri daha sık kendi kendime kalabildiğim anlarda ani idraklar halinde kafama nüfuz ediyor.
Tam olarak bana bu yazıyı yazdıran idrakın konusuna gelirsem de, kar ritüelidir kendisi. Çocukluğun baskın ritüeli "oyun" ya, büyüdükçe özelleşen dünyamız bu oyunu da özelleştiriyor ve biraz da daraltıyor hani. İşte bu noktada kar bizim gibi memleketlerin imdatına yetişen bir yaşam-kurtaran oluyor (can dersem living; yaşam dersem life anlaşılacakmış). Geçtiğimiz haftanın başından beridir, beni mutlu eden ne olduysa hepsinin karla bir ilgisi var. Öncelikle, yoğun kar sebebiyle yolda kaldım ve bunun insanları nasıl etkilediğini ilk orada gördüm. Hiç kimsede yolda kalmanın stresi yoktu da, kardan dolayı yolda kalmış olmanın keyfi vardı. Otobüsten inip kardanadam yapıyorduk, otobüsün içindeyken önceden hiç tanımadığımız insanlarla uzunlu-kısalı sohbetlere giriyorduk. Ama her ne yapıyorsak, şikayetçi olmadığımız kesin idi. Böyle anlatınca yazım kulağa Kar'a Övgü gibi geliyor olabilir ama aslında değil. Kar örneği üstünden sana böyle ritüellerin yaşamlarımız üstündeki etkileri ve ona katkılarını anlatmaya çabalıyorum aslında. Yani mesele ne karın başlı başına eğlenceli bir şey olması, ne beyaz olması, ne de kaygan olmasıyla alakalı. Mesele, insanların bunu yüzyıllar içinde -bu iklim insanından bahsediyor olalım- ritüelleştirmiş olması.
Yani, 2015e gelmişiz, tamam mı, birbirimize dokunabildiğimiz kanalları kaybedip öpüşme-sarılmayı simüle eden ürünlerin tasarlandığı zamanlardayız; ama buna rağmen bir kar yağışının ardından bir anda isimsiz insanlar 20:30'a kartopu savaşı randevusu kesebilmişler. Bir de üstelik buna yüzlerce kişi katılmış. YOK DAHA NELER?! Anlatabildim mi?
Aynı sebepten sabah erken kalkılınca içilen kahveye ya da alınan duşa alakasız gibi görünen anlamlar yüklemişiz. Küveti doldurup kokulu yağlar sürünmemiz bundan anlıyor musun, başka da hiçbir şeyden değil! Çünkü bizi diri tutan tek şey ri-tü-el-ler! Ve o hep lafı edilen küçük şeylerden mutlu olmanın çevirisi de ritüelleştirme aslında. Arkadaşlarınla hamama gitmeyi de ritüelleştirebilirsin, yatmadan önce yazdığın yazıyı da, her öğle arası aynı büfenin önünden geçerken sahibiyle ettiğin laklağı da, ve kartopu savaşını da. Hatta öyle ki, yurttaki oda arkadaşlarında mum ışığında sahlep içip film bile izlersin ritüel olsun diye. Ve bu sana, yaparken kendini pek tatmin hissettiğin yılbaşı alışverişinden, işte bu yüzden daha fazla tat verebilir.
Kendime iyi dilek: Umarım, bu benim bulduğum ama bu defa bırakmadığım bir paradigma olarak yerleşir. Sanıyorum bunun tek yolu da kafada bitirmemek. Evet ritüel meselesini henüz kafamda bitirmedim, biraz daha sezgilerimi izleyeduracağım.
Sen de okuduysan hoş kal!
Çok beğendim. Devam.:)
YanıtlaSilZaman ne kadar değişimle birlikte akıyorsa, hiç değişmeyen şeylerle birlikte de derinleşiyor. Bu akarsu çok fazla taş, toprak, çöp ve kar suyu taşıyor. Ama akıntıyı var eden boşluk, derinlik ve toprak kaymaları.
YanıtlaSilBunu tamamen kendin mi yazdın? Çünkü gerçekten çok güzel yazmışsın!
SilŞu saatte girdim bloguna. Uzun soluklu konuşmamızı devam ettirmek tamamen tesadüfi gerçekleşiyor. Sorduğun soruya gelecek olursak; gördüklerimi, okuduklarımı, hissettiklerimi saymazsak tamamen kendim yazmıştım.
YanıtlaSilKesinlikle tesadüfi! Yukarıda yazdığın cümleler her seferinde tesadüfi şekilde yerli yerine oturuyor.
Sil