Bilen bilir bizim ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünde Hakan hocamız vardır. Her sene öğrencilerine farklı bi hitap şekli bulur, mesela geçen sene bize köylü gibi çiziyorsunuz derdi, bu sene de refüci (refugee=mülteci) diye çağırmaya başladı.

**

Bahsi geçen mülteciler, sığındıkları ülkelerde genellikle çok kötü şartlarda yaşarlar ancak ortalama bir yaşam standardına sahip olma şansına da elde edebilirler. Bu ortalama yaşam standardında yaşamlarını sürdüren mülteciler o ülkenin vatandaşlarıyla aynı sıralarda derse girebilir veya aynı tezgahta, aynı işyerinde çalışabilirler. Asla da onların yaşamlarına dahil değildirler. Bir gün mülteci oldukları için saldırıya uğrar da öldürülürlerse, birlikte gündelik yaşamlarını paylaştıkları insanlar onların yasını tutmazlar. Bir kişi eksilmiştir yalnızca, o kadar.

**

Bugün, benim ve benim gibi birçok arkadaşımın sağ çıkmış olduğu bir katliamın ardından Hakan hocanın çok da haksız olmadığını fark ettim. Ölsek yasımızı tutmayacak insanlarla günümüzü paylaşıyormuşuz haberimiz yokmuş. Biz de kendi doğduğumuz ülkede birer refüciymişiz meğer. Sitem etmek değil benimkisi. Yalnızca bir kez daha hiçbir yere ait olmadığı yüzüne çarpılmış olmanın verdiği burukluk. Doğduğu ülkede mülteci olmanın hissettirdiği bu. İyi ki bugün o sağ çıktığımız katliamın yası adına o dersi boykot edemediniz de bunu daha geç olmadan fark ettirdiniz. İlk kez yaşadığım şey değil, beni merak etmeyin. 12 yaşındayken de yaşadım aynısını, lisedeyken de benzerini. Ara sıra yüzüne vurulan bi şey demek ki. Teşekkürler, çok geçmeden kim olduğumu ve kimlerle durmam gerektiğini bir kez daha hatırlattınız. Benim yerim, o "kendilerinin değil de, kendilerini öldürmek isteyenlerin ülkesinde yaşayan insanların" yanı ve hep de öyle olacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Zor Zamanlardan Geçmenin Şaşırtıcı Yararı" - HuffPost'tan Çeviri

Ne güzeldir