Blog açın ve yazın. Birbirinizle konuşmuyorsunuz bari bunu yapın.

Her şey olmuş olmak mümkün mü? (H) Habire olasılık oluşturmaya kafamın basması, hayatımın hiçbir döneminde bir adet dahi değişkenin sabit kalmamasından kaynaklanıyor desek? Eyvallah. Kafam da güzel, buna da eyvallah, Memnunum yani, ne kadar yorucu gelse de ben olmak, halimden memnun gibiyim. Bu sene öyle ağırdı ki. Küçükken inandırıldığımız bi şeylerin çöküşüyle inandırıldığımız başka şeylerin şahlanışı aynı döneme denk geldiğinde kafamız karışıyor. Aşk, sevgi, nezaket, merhamet, şefkat, birbirine bakmak... Sevgiliden ayrılınca sanırım ilk fark ettiğim kimsenin birbirine günlük hayatında sevgi vermediğini görmek oldu. İyi duygular...onlar yoklar, havaya karışmışlar bi ara. Bu ne zaman oldu bilmiyorum. Ya da nerede. Yine uzayın ve zamanın denklemdeki yerlerini karıştırdığım noktalardan birindeyim. Kendilerinden, etraflarından habersiz çok insan var. Uyuşmuş çok insan var. Ne yapmakta olduklarının farkında olmayan çok insan var. Ne kendi dertlerinin ne başkalarının dertlerinin büyüklüğünün farkında olmayan insanlar var. Neyi kucaklayıp neyi dışlayacağını şaşırmış çok fazla insan var. Herkesin kafası karışık. Bazen neyi neden yaptığını sorguluyorlar, galiba cevap bulamıyorlar. Ben onların neyi neden yaptığını önemsememye çalışıyorum. Ama kendimin neyi neden yaptığını önemserim. Nihayetinde bu bedende bu kafayla baş başa olan benim. Evet ya, bayağı baş başa. Yoksa ne işim var blogda. Bu aralar New Age kafalarına pek yatkınım. Eylemciliğe zorunlu ara verdiğimden beri başka şeyleri fark etmekle meşgulüm. İyi şeyler üreten insanları kovalamakla meşgulüm. Bunun için gerekirse Kanada'yla skype yapabiliyorum ama yakınımdaki iyi şeyler peşinde olan insanlara kendi derdimi anlatamıyorum. Derdimi bildiklerini zannediyorlar çünkü. Bayağı sübtil sıkıntılardan bahsettiğimde ne dediğimi anladıklarını sanıyorlar. Hayır. Alakası bile yok. 
Bir de hiç olmadığım kadar sağlıklı olduğumu fark ettim. Bayağı ilginç bi şey bu. Bir de kendimle ilgili iyi duygularımın platonik olduğunu fark ettim. Sağolsunlar birlikte büyüdüğüm şeyler içimde minik bi hater yaratmışlar ben fark etmeden, ne yapsam bıkbıklanıyor. Ya da başkası ne yapsa. Çünkü böyle gördüğüm oldu. Böyle görmediğim de oldu, çok neşe içinde, çok takdirle karşılandığım, çok takdirle karşılanan insanlar gördüğüm de oldu. Diyorum ya, bayağı bi şey gördüm. Mesela, çok yaşına gelip hiç şey fark eden insanlar gördüm. İnsanın temelinde yatan şeyleri çok yanlış anlamış insanlar gördüm. Yola çıktıkları noktalar o kadar yanlış ki, izledikleri yoldan bahsetmiyorum bile.
Kontrastın git gide arttığını görüyorum. Parlaklığı da git gide düşürüyor her kim yapıyorsa. Zira siyah daha siyahken, beyaz da daha siyah gözükmeye başladı gözüme. Gözümü rahatsız ediyor bu durum.
Bizim lisede bi kız vardı, hep uzaktan uzağa benzer şeyler yaşadığımızı fark ederdim. Az önce yine bi yazısını okudum, yine aynı frekanstayız. Küçükken arabanın arka koltuğunda yatıp kendi dünyalarımıza dalmamız bile ortakmış (hey selam!). 
Vee Ankara. Bi tane daha kız var. Geçenlerde tanıştık. Döküldük bi anda. Ankarayı çok konuştuk. Burda bi sürü şeyler dönüyor. Ah anne, baba Ankara'da bir sürü şey dönüyor. Neyse boşverin şimdi. Dökülme demişken. Nasıl biliyor musun? Biriyle konuşmaya başlıyorsun bu arada hatırlatayım henüz 20 yaşındasın. (YAZIYLA YİRMİ) Bi bakıyorsun içinden neler çıkıyor. Onun da içinden. Cümlelerinin acelesinden ve karmaşasından konuyu henüz kendisiyle bile tartışmadığını anlıyorsun. Çünkü birisi onu dinlemeye başlamadan ne söyleyeceğini düşünmüyor artık. Çünkü olup bitenin farkında değil, çünkü görmeyi bırak, bakmak bile aklına gelmiyor uzun bir süredir. Yo, pardon aktif bir bakmamak söz konusu. Kendi kendini muhafaza etmeye çalışırken gösterilen hiçbir şeye bakmamaya çalışıyor. Bi yandan da yan gözle bakıyor. Ki, gerektiğinde gördüğünü kanıtlayabilsin. Çünkü hali hazırda etrafta çok gösteri. var. Birileri birilerine habire bir şey gösteriyor. Kendilerini gösteriyorlar, başkalarını gösteiryorlar. Olan biteni gösteriyorlar. Tamam yeter artık. Herkes her şeyin farkına vardı, yeter bi şeyler göstermeyin. Birbirimizin hayatında neler olup bittiği konusuna vakıf olmaya hiç evrilmemişken, yaptıklarımıza bak. Ha ne diyorduk, göstermek. Teşhir kültürü mü deniyor buna? Porno gibi mi? Birisi bana pornonun sadece seks yapan insanların teşhiri şeklinde olmayabileceğini söylemişti. Hak veriyorum. Günlük hayat porno olmuş. Ama bunların patlamasına çok az kalmış ben söyleyeyim. Bu uyuşmuşluk bi anda dağılırsa muazzam bi enerji çıkar ortaya. Korkutucu. Ne yapacağı belli olmayan türden.
Bu arada bu yaptığıma free-writing diyorlar, bilmeyenlere ya da yapmayanlara şiddetle önerilir. Kafanıza geleni yazıyorsunuz, geçip gidiyor o sayede. Başka freelikler de var. Mesela free-style dance var. Bu ara çok dans ediyorum, çok konuşuyorum çenem bir düşmüş ki sorma. Eskisi gibi yani evet. Dışavur-dur nereye kadar. Dışavurmak deyince aklıma eski odam geliyor. Her bir yanı poster, sticker, koleksiyon zımbırtıları, yazılar, renkler, mesajlar falandı. Artık etrafımda bulundurduğum şeyleri daha işlevsel kullanıyorum. Son 2-3 yılda çok fazla yol yordam öğrenmek zorunda kaldım. İşin ilginç yanı, becerebildim de bunu. ODTÜ her şeyin nasıl olması gerektiğini kurcalayan ve over-thinking olan kafalarla dolu, ister istemez etkileniyorsun. Her şeyin amacı, yolu yordamı tartışılıyor her yerde. İyi bi şey evet de yani kafanın içine edebiliyor. Buralar garip ya. Çok yapay. Böyle bir community yok çünkü doğal insan yerleşkelerinde. Benzer arkaplanlara sahip insanlar birlikte yaşarken böyle şeyler olmuyor. 
Neyse. Sanırım çok fazla yazacağım hepsini buraya aktarmayayım yoksa benim manyak olduğumu düşüneceksiniz ve bunu istemiyorum artık. Pazartesi jüri var bu arada. Yazmayı kesebilirsem ona proje çıkarmaya devam edicem. Herkesin her şeyi yapma yöntemi başka. Benimki bu. 
Arrivederci. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Zor Zamanlardan Geçmenin Şaşırtıcı Yararı" - HuffPost'tan Çeviri

Ne güzeldir