Sizi Tanıştırmak İstediğim Kadınlar Var
Geldi bir 8 Mart daha. 2017'nin 8 Mart'ındayız şimdi. 8 Mart'a ilk kez büyük anlamlar yüklemeye başlamamın üstünden 4 yıl geçmiş bile. Bu 4 yılda pek çok kavramla tanıştım. Patriyarka, heteronormativite, seksizm, mizojini, Marksist feminizm, sosyalist feminizm, liberal feminizm, radikal feminizm, İslamik feminizm, ekofeminizm... bunların kendi aralarındaki ilişkiler, tartışmalar... saymaya, açıklamaya kalksam buradan bizim köye yol olur. Okumak öğrenmek kötü bir şey değil, bir sürü makaleler, yazılar, ropörtajlar, dünyanın binbir yerinden deneyimler gördü bu gözler 4 yılda. Her okuduğum, her izlediğimden yeni bir şeyler öğrendim. Ama sanırım geldiğim noktada bana bütün bu okumalardan/bilgilerden daha fazla ilham veren başka bi şey vardı. Ne mi? Kadınlar. Ta kendileri. Etten, kemikten, kandan olanları. Çünkü onların gözlerinde, yüreklerinde; yazsan binlerce sayfaya sığmayacak o bilgilerden süzülmüş ve bana akmış asıl bilgelik vardı.
Leyla Khaledleri, Arîn Mîrkanları, Frida Kahloları, Pippa Baccaları, Türkan Saylanları iyi güzel gördük... daha nicesini. Sesleri içimizde yankılandı, yürekleri yüreğimizde çarptı. Ama onlardan öte bir şey gördüm ben bu 4 yılda. Dokunabildiğim kadınlar, bana dokunan kadınlar gördüm. Gerçek kadınları tanıdım ki binbir çeşittiler.
Kendini kocaman bir ailenin dirliğine iyiliğine adamış yaşlı, bilge ve güçlü kadınları tanıdım; çocuğu olmayan ama anne olan kadınları tanıdım; çocuğu olmayan, anne de olmayan, mümkünse asla da olmak istemeyen kadınları tanıdım; çok istemiş ama çocuğu olmamış, bunun ağırlığı omuzlarına yük, içine dert olmuş kadınları tanıdım. Çocuğunu kaybetmiş kadınları tanıdım; kendini doğurmuş, kendinin annesi olmuş kadınları tanıdım. Hiç ailesi olmayan kadınları tanıdım.
Yeri gelmiş türbanını çıkartmamak için mücadele etmiş kadını tanıdım; tam tersi şekilde türbanını çıkarabilmek için mücadeleler vermiş kadını tanıdım.
Türkiye'de ilk kez FEMEN eylemi yapan kadını tanıdım; en "özgürlükçü" ortam saydığımız ODTÜ'de istemediği muameleyle karşılaşan trans kadını tanıdım; defalarca tecavüze uğramış ama kendini durmadan sanatıyla iyileştirmiş kadını tanıdım; çocukluğunda tacize uğramış bir sürü kadını tanıdım. Porno izleyen kadınları tanıdım; kendine dokunan kadınları tanıdım; bunları komple redddedip en gizli cinselliğini kahkasında yaşayan kadınları tanıdım. Kadınları seven kadınları tanıdım; erkekleri seven kadınları tanıdım; hem kadınları hem erkekleri seven kadınları tanıdım.
Kendi kendine bir internet sitesi kurup bi yerden yazmaya başlayarak sonunda yayınevini açmış, kendini başka kadınların sesini dünyaya duyurmaya adamış bir kadını tanıdım; hayalini izlemiş, kendi işini kurmuş, şimdi başka kadınlara cesaret olan diğer kadınları tanıdım.
Çeşit çeşit gezgin kadını tanıdım. Biri enstrümanların, ezgilerin peşinde köy köy dolaşırken ve diğeri doğum hikayelerinin peşinde omzunda kamerasıyla bucak bucak karışlarken yine Anadolu'yu; Uzak Asya'ya gidip orada aydınlanan kadını da tanıdım; oraya giden, ama orada aydınlanmayan kadını da.
Cadı kadınları ve cadı soylu kadınları tanıdım; şifacı kadınları tanıdım; çemberlerde buluşan, dolunaylarda/yeniaylarda bir araya gelen kadınları tanıdım. Kendini zahiri ve batîni Aşkına katmış coşkuyla dans eden kadınları tanıdım. Kendi kanından sanat ve şifa damıtan kadınları tanıdım.
Şişman olduğu için kendinden nefret eden kadını tanıdım ve zayıf olduğu için kendinden nefret eden kadını da. Çok kadınsı olmaktan çekinen kadınları, çok erkeksi olmaktan çekinen diğer kadınları, ve "çok" olmaktan çekinen tüm kadınları tanıdım. Aynı zamanda hiçbir zaman yeterli olamamaktan korkan kadını tanıdım. Ve nelere kadir olduğunun farkında olan kadını tanıdım.
Aslında safdil kadınları,
erginlenmiş kadınları,
erginlenmemiş kadınları
ve vahşi kadınları tanıdım.
Bu 8 Mart vesilesiyle de, tüm bu kadınların bana ne öğrettiğini sizinle paylaşıyorum şimdi:
Leyla Khaledleri, Arîn Mîrkanları, Frida Kahloları, Pippa Baccaları, Türkan Saylanları iyi güzel gördük... daha nicesini. Sesleri içimizde yankılandı, yürekleri yüreğimizde çarptı. Ama onlardan öte bir şey gördüm ben bu 4 yılda. Dokunabildiğim kadınlar, bana dokunan kadınlar gördüm. Gerçek kadınları tanıdım ki binbir çeşittiler.
Kendini kocaman bir ailenin dirliğine iyiliğine adamış yaşlı, bilge ve güçlü kadınları tanıdım; çocuğu olmayan ama anne olan kadınları tanıdım; çocuğu olmayan, anne de olmayan, mümkünse asla da olmak istemeyen kadınları tanıdım; çok istemiş ama çocuğu olmamış, bunun ağırlığı omuzlarına yük, içine dert olmuş kadınları tanıdım. Çocuğunu kaybetmiş kadınları tanıdım; kendini doğurmuş, kendinin annesi olmuş kadınları tanıdım. Hiç ailesi olmayan kadınları tanıdım.
Yeri gelmiş türbanını çıkartmamak için mücadele etmiş kadını tanıdım; tam tersi şekilde türbanını çıkarabilmek için mücadeleler vermiş kadını tanıdım.
Türkiye'de ilk kez FEMEN eylemi yapan kadını tanıdım; en "özgürlükçü" ortam saydığımız ODTÜ'de istemediği muameleyle karşılaşan trans kadını tanıdım; defalarca tecavüze uğramış ama kendini durmadan sanatıyla iyileştirmiş kadını tanıdım; çocukluğunda tacize uğramış bir sürü kadını tanıdım. Porno izleyen kadınları tanıdım; kendine dokunan kadınları tanıdım; bunları komple redddedip en gizli cinselliğini kahkasında yaşayan kadınları tanıdım. Kadınları seven kadınları tanıdım; erkekleri seven kadınları tanıdım; hem kadınları hem erkekleri seven kadınları tanıdım.
Kendi kendine bir internet sitesi kurup bi yerden yazmaya başlayarak sonunda yayınevini açmış, kendini başka kadınların sesini dünyaya duyurmaya adamış bir kadını tanıdım; hayalini izlemiş, kendi işini kurmuş, şimdi başka kadınlara cesaret olan diğer kadınları tanıdım.
Çeşit çeşit gezgin kadını tanıdım. Biri enstrümanların, ezgilerin peşinde köy köy dolaşırken ve diğeri doğum hikayelerinin peşinde omzunda kamerasıyla bucak bucak karışlarken yine Anadolu'yu; Uzak Asya'ya gidip orada aydınlanan kadını da tanıdım; oraya giden, ama orada aydınlanmayan kadını da.
Cadı kadınları ve cadı soylu kadınları tanıdım; şifacı kadınları tanıdım; çemberlerde buluşan, dolunaylarda/yeniaylarda bir araya gelen kadınları tanıdım. Kendini zahiri ve batîni Aşkına katmış coşkuyla dans eden kadınları tanıdım. Kendi kanından sanat ve şifa damıtan kadınları tanıdım.
Şişman olduğu için kendinden nefret eden kadını tanıdım ve zayıf olduğu için kendinden nefret eden kadını da. Çok kadınsı olmaktan çekinen kadınları, çok erkeksi olmaktan çekinen diğer kadınları, ve "çok" olmaktan çekinen tüm kadınları tanıdım. Aynı zamanda hiçbir zaman yeterli olamamaktan korkan kadını tanıdım. Ve nelere kadir olduğunun farkında olan kadını tanıdım.
Aslında safdil kadınları,
erginlenmiş kadınları,
erginlenmemiş kadınları
ve vahşi kadınları tanıdım.
Bu 8 Mart vesilesiyle de, tüm bu kadınların bana ne öğrettiğini sizinle paylaşıyorum şimdi:
Tam da bu yüzden, sanırım yaklaşık bir yılı aşkın bir süredir mücadele adına yaptığım en önemli şey kadınlarla konuşmak oldu ve öyle olmaya devam ediyor. Beni şifalayan, benim şifaladığım kadınlar iyi ki varsınız.
Çünkü biz aynı kadınız,
hepimiz birimiz,
hepimiz biriz,
hepimiz biriz,
ve biz, yine aynı biz, külliyen deliyiz.
*Fotoğraftaki şiir Mine Söğüt-Deli Kadın Hikayeleri'nden.

Yorumlar
Yorum Gönder
yazı sende ne uyandırdı?