Gerçek simülasyon bu değil
Objektif gerçekliğin yokluğu, göreli gerçeklikler, nothing is true, everything is permittedlar falan. Ne güzel geliyorduk yavaş yavaş. Ama yok, bir şey hızlanmayadursun şu italik yazılı kutsal sözcükler bile boka sarabiliyormuş. Yani... kendi gerçekliğini yaratma mevzusuna ayıkan pek çok insan bunu elbette ki istismar edecekti. Çünkü yüksek erişilebilirlik çağının en büyük sakıncası olan bilgiyi onun bağlamı olmaksızın alma muhabbetinin sonucu bu. Hani "Görmemişin oğlu olmuş tutmuş pipisini kesmiş"le tam olarak aynı şey. Lakin yine de üzülüyor insan. Olmasaydı sonumuz böyle diyesi geliyor. Napalım biz de bu zamanlara kalmışız.
İstanbul'a geldiğimden beri kafamdan akan floodların böyle bir blog yazısına dönüşmesi çok da sürpriz verici olmadı açıkçası. Dünyanın etrafını saran kablolarla birbirimize bağlanmamız ne kadar saçmaysa, şu aralar İstanbul'da gördüğüm pek çok şey de bana bir o kadar saçma hissettiriyor. O kablolar sağolsun çok ilginç şeylere şahit oluyordum bir süredir de bi türlü sindiremiyordum.
Eskiden blogger dedin mi akla gezginler, entelektüeller, geekler veya yemek pişirmenin ve çocuk yetiştirmenin püf noktalarını paylaşan ev hanımları gelirdi, ya da benim gibi ortaya karışık takılan kişisel blogumsu şeyler. Şimdiyse makyaj sanatçıları, alışveriş videosu çekengiller geliyor. Ben demiyorum bunlar kötü şeyler de, bu şeyler dönüşüp dönüşüp zamanın ruhuna hakim olduklarında darlanıyom ben. Bu mevzuların İstanbul'la alakası ise bunların harbiden varolan şeyler olduğunu görmem oldu. Gerçeklermiş, tabiri caizse.
***
Benim İstanbul'umu da gördüm ama bu haftasonu. 5-6 yıl olmuştu bakışmamıştık. Özlemiş beni.
Bak, benim İstanbul'umda böyle kadınlar şarkılar söylüyordu. Ya da mesela o zamanlar Mori'si vardı Benim İstanbul'umun. Hey gidi. İki dakikada nostaljiye boğdum yine ortalığı. Olsun varsın, içim açılıyor uzun zaman sonra ilk kez geçmişte hatırladığım bazı hislerle.
***
Mademse içimize bunları daha fazla hatırlatmak adına elden ne gelirse yapmayalım mı be hazır buna bu kadar uygunken şartlar... Yapalım tabii ya.
İstanbul'a geldiğimden beri kafamdan akan floodların böyle bir blog yazısına dönüşmesi çok da sürpriz verici olmadı açıkçası. Dünyanın etrafını saran kablolarla birbirimize bağlanmamız ne kadar saçmaysa, şu aralar İstanbul'da gördüğüm pek çok şey de bana bir o kadar saçma hissettiriyor. O kablolar sağolsun çok ilginç şeylere şahit oluyordum bir süredir de bi türlü sindiremiyordum.
Eskiden blogger dedin mi akla gezginler, entelektüeller, geekler veya yemek pişirmenin ve çocuk yetiştirmenin püf noktalarını paylaşan ev hanımları gelirdi, ya da benim gibi ortaya karışık takılan kişisel blogumsu şeyler. Şimdiyse makyaj sanatçıları, alışveriş videosu çekengiller geliyor. Ben demiyorum bunlar kötü şeyler de, bu şeyler dönüşüp dönüşüp zamanın ruhuna hakim olduklarında darlanıyom ben. Bu mevzuların İstanbul'la alakası ise bunların harbiden varolan şeyler olduğunu görmem oldu. Gerçeklermiş, tabiri caizse.
***
Benim İstanbul'umu da gördüm ama bu haftasonu. 5-6 yıl olmuştu bakışmamıştık. Özlemiş beni.
Bak, benim İstanbul'umda böyle kadınlar şarkılar söylüyordu. Ya da mesela o zamanlar Mori'si vardı Benim İstanbul'umun. Hey gidi. İki dakikada nostaljiye boğdum yine ortalığı. Olsun varsın, içim açılıyor uzun zaman sonra ilk kez geçmişte hatırladığım bazı hislerle.
***
Mademse içimize bunları daha fazla hatırlatmak adına elden ne gelirse yapmayalım mı be hazır buna bu kadar uygunken şartlar... Yapalım tabii ya.
Yorumlar
Yorum Gönder
yazı sende ne uyandırdı?