Geçtiğimiz yaz bir ara oturup birkaç ineği izlemişliğim var. Sükunet. Basitlik. Kaygısızlık. Minnetsizlik. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Ben söylemiş olayım da...
Travma sonrası büyüme üstüne çalışan psikologlar zorlu bir dönemin sonunda pek çok insanın serpilip geliştiğini buldular. Bu parça, psikolog Scotty Barry Kaufman ve HuffPost Baş Yazarı Carolyn Gregoire’nin yeni kitabı “Wired to Create: Unraveling the Mysteries of the Creative Mind”tan alınmıştır. Frida Kahlo, en ünlü otoportrelerinden birinde kendini bir hastane yatağında çıplak ve kanayan halde, bir salyangoz, bir çiçek, kemikler ve fetüs gibi süzülen objelere kızıl damarlardan oluşan bir ağla bağlanmış halde betimler. 1932’de yaptığı bu sürrealist Henry Ford Hospital tablosu, Kahlo’nun yaptığı ikinci düşüğün güçlü bir sanatsal bir yorumudur. Kahlo, günlüğüne tablosunun acı mesajını taşıdığını yazar. Ressam o ikonik otoportrelerine birden fazla düşüğün, geçirdiği çocuk felcinin ve diğer sayısız şanssızlığın deneyimini aktarmasıyla bilinir ve onun işlerinin gerçek anlamda anlaşılabilmesi için bunu motive eden acının anlaşılması gerekir. Zorluktan doğan sanat fenomeni sad...
Ne güzeldir o kelimeleri seçe seçe, tane tane konuşan insanlarla sohbet. Seni hızlı hızlı ilk aklına geleni söylemeye zorlamaz, zamanını verir, sana değerli hissettirir, ağzından çıkanları merak ediyor olduğunu hissettirir sana o insanlar. Nasıl özledim böyle yavaş ilişkileri...
Yorumlar
Yorum Gönder
yazı sende ne uyandırdı?