Ne İzledim, Ne Okudum?
Aslen bildiğiniz blog yazısı yazacaktım. Ama istediğim gibi olmadı ben de böylece bir şey yazmaya karar verdim. Yeni neler gördüm ya da zaten bilip de izlemek/okumak istediklerim neler oldu falan. Haydi bakalım.
Lütfen filmlerin ve kitapların arasında herhangi bir kombinasyon şeklinde (kitaplar ve filmler, kitaplar ve kitaplar, filmler ve filmler) alaka aramayın. Birbirleriyle muhtemelen tek bağlantıları benim izlemiş olmamdır.
Filmler:
Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde - Filmi tam izlediğimi söyleyemeyeceğim. Ben daha ziyade Kaptan'ı ve Johnny Depp'i (evet ikisi farklı benim için) izledim. Fena değildi, elbette mükemmel bir yapım oluşturma kaygısıyla yapılmadığından kimseyi suçlamaya gerek yok, en niyahetinde piyasa filmi. Aslında biraz da inattan izledim ilk çıktığı vakitlerde sinemasına gitmedim ve artık kimin gazabına uğradım bilmiyorum ama korsan yollarla da bir türlü izleyemedim ve içimde kaldı.
Esaretin Bedeli - Babamla oturuyorduk evde. Film izlemek ister misin dedi, olur dedim ve izledik. Uzun bir hikayesi yok yani. Aşırı derecede beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Sonunu beğendim, diyecek hiçbir şey yok ama sanki kalan kısımlarda bana çok hitap eden bir şeyler yoktu. *burdan.sonrası.spoiler.olabilir* İsmini şu an hatırlamadığım kütüphaneci amca ölünce ağladım, ne yalan söyleyeyim. Galiba çocuk, hayvan ve yaşlı'lar benim için üzülünebilir kategorideler diğerlerine kıyasla. Ha biz bir de bunu olimpiyatların açılış gecesinde izlemiştik. Hani onu izlesek de olurmuş. Her neyse, beğenmemiş gibi gözüksem de izlerken keyif aldım.
Siyah Kuğu - Herkes o kadar deliler gibi önerdi ki engel olamadım! Kuzenimleyiz bu sefer, film izleyelim dedik saat geceyarısından sonra 1 civarı sanırım. Onun arşivinden baktık, ben bunu görünce atladım tabii, "bak bu çok güzelmiş, Oscar da aldı hem!!" Tamam dedi o da ve izledik. Gece gece pek hoş olmadı. Hatta zorla bitirdik diyebilirim. Gerilim filmiyiş meğer, bilmiyorduk ki. Bir de filmin sonunu önceden bilince bir heyecanı kalmadı sağolsun arkadaşlar dayamıştı spoiler'ı vaktiyle. Birkaç gün boyunca nefret ettim filmden, şimdilerde sakinleştim ama yine de bu kadar övgüyü yakıştıramıyorum.
Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Sanırım geçen sene bu zamanlardı, sinemaya merak salmıştım. Sinemayla ilgili e-dergiler, bloglar falan gırla. Bu filmin kritiğini gördüm onların birinde ve hoşuma da gitti. Not ettim hatta izlenecek diye. O zamandan beri çok da öncelikli olmadığından erteledim ve başka filmler falan izledim onun yerine. Ta ki geçenlerde Makas Eller'i izleme hevesim tavan yapıp, bir buçuk saat internette arayıp bir de üstüne bulamayıp, elimdeki filmlere bakınca onun da olduğunu fark edene kadar... İzledim. Çok durgun filmleri galiba sevmiyorum. Bir de bir yerden başlayı bir yere varan bir film de değildi sanki. Bana bir şeyler katıp katmadığını düşününce, cık, o da yok. Demek ki bu vakit kaybıydı.
Makas Eller - Bu filmle tanışmam bizim okulda kullandığımız İngilizce kitabıyla oldu. Orada Johnny Depp'le ilgili bir okuma parçasında bu karaktere de yer verilmişti, yani Edward Scissorhands'e. İlgimi çokça çekmişti. Bir de üstüne daha sonra izlediğim Inside The Actor's Studio'nun Johnny Depp'i konuk ettiği bölümde, Depp bu karakterle arasındaki bağı anlatınca kesinlikle izlemeye karar verdim. En sonunda izledim ve gerçekten beklentimin de üstünde çıktı. Ve fakat öylesine acıklıydı ki film, ara ara gözümden birkaç damla döküldü.
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk - İlk gün gideceğime kendi kendime söz verdiğim bir filmdi. Gittim. İlk 10 dakikasını kaçırmışım maalesef ama mühim değil, açığı kapatırım. Kitabını çok tesadüfi bir şekilde elde etmiştim, Erdem abiye çok çok teşekkür ediyorum, o kitabı o kitaplıkta bıraktığı için. 2 ya da 3 yaz önce okumuştum galiba, her neyse. Çok heyecanlanmıştım ve oldukça beğenmiştim, ki -eğer o zamanki tam tadına varamadan okuduğum haliyle aklımda kaldığı kadarıyla mı bilemeyeceğim ama- filmini daha çok beğendiğimi bile söyleyebilirim. Tolkien'ın seçtiği kelimeler ve anlatımın tadı tabii ki filmde tam anlamıyla verilemiyor, onun tadı başka ama, yine de film çok başarılıydı. Ve bir kez daha bir sinema çıkışı kendimi gerçek dünya orasıymış da burada geçici olarak bulunuyormuşum hissine kapıldım. Shire'ın masalsılığı üzerine ise bundan apayrı bir blog yazısı yazabilirim, o yüzden uzun uzun girmeyeyim detayına.
Kitaplar:
Karanlık Öyküler / Stephen King - Okuduğum ilk Stephen King kitabıydı ve korku edebiyatını oldukça hafife aldığımı fark ettirdi. Hakkında söyleyeceğim çok şey yok ama korkmaktan hiç hoşlanmayan biri olarak kitabı okurken hissettiğim ürpertinin verdiği hazzı da belirtmeden geçemeyeceğim.
Yeni Atlantis / Francis Bacon - Felsefe dersinde adını duyduğum ütopyalardan en çok ilgimi çeken değildi ama her birini okumaya karar verdikten sonra karşıma çıkan ilk ütopyaydı. Okuyuvermişim, çok uzun da değildi zaten. Bacon'ın merkezine bilimi oturttuğu bir dünya vardı önümde ve toplumsal ilişkiler veya sosyolojik yapılanmalar üzerinde durulmamıştı kitapta bu yüzden beklentimi karşılamadı. Ancak kesinlikle yabana atılacak bir kitap değil, ki bunu söylemek haddim bile değil belki de. Dediğim gibi bilimin ilerleyişi ile açıklanmış pek çok şey. Doyurmadı o yüzden.
Dünden Bugüne Samandağı / Şahiye Say - Samandağı ya da daha yaygın kullanımıyla Samandağ, benim memleketim olur. Ve beni şahsen tanıyan çoğu kişi oraya düşkünlüğümü bilir. Bu arada bilmeyenler için Hatay'ın ilçesidir Samandağ, belirtmiş olayım. Kitapta oranın tarihini ve kültürel ögelerini anlatmış, yanlış hatırlamıyorsam bir gazeteci olan Şahiye Say. O kitabı köydeki evden alıp cebe atmak için ne hayaller kurmuştum ki, kıyamadım. İyi oldu bu yazıyı yazmam, internet siparişi listeme ekleyeyim. Her neyse, dünyanın ilk tüneli, en uzun ikinci sahili gibi zenginlikleri olan ve üzülerek söylüyorum ki git gide kirlenen benim canım ütopyam Samandağ, burda her şeyiyle oldukça detaylı anlatılmış.
Notre Dame de Paris / Victor Hugo - Hiç beklemeyeceğim kadar etkileyici bir kitaptı. Çok klasik yapıt okuma geleneğim olmadığı için beklentimin oldukça üstünde bir şeyle karşılaştım. edecek laf bulamıyorum ama karakterlerin her biri çok sağlamdı ve öykü zaten bir hayli dokunaklı. Bence okunmalı bu kitap.
Latinoamericana / Ernesto "Che" Guevera - 23 yaşındaki genç doktor adayı Ernesto Guevera arkadaşı Alberto Granado ile birlikte 9 ay sürecek bir motosiklet yolculuğuna çıktılar ve Güney Amerika'yı kelimenin tam anlamıyla bir uçtan öbürüne karış karış gezdiler. Otellerde kalmadılar hiçbir zaman ve en büyük yol arkadaşları -adını maalesef bir türlü hatırlayamadığım motosikletlerinden sonraki en büyük yol arkadaşı elbette- her koşulda onlara eşik eden mate'leri oldu. Kendilerini ve içinde bulundukları durumu ve hatta çoğu kez uzun yolculuklarında yollarına çıkan insanların kendileri hakkındaki izlenimlerini, "Karvizitlerinde, kaçınılmaz biçimde etki uyandıran ümvanlar bulunan serserilerin kadim soylularındandık." şeklinde ifade etmişti Guevera. Bu gailba okuduğum en önemli kitaptı o yüzden, bir alıntıya daha yer vermek istiyorum, kitabı daha iyi tanıtmak amacıyla:
Leuko ile Söyleşiler / Cesare Pavese - Bu, mitolojik ögeler kaynaklı yazılmış söyleşileri barındıran edebi niteliği oldukça baskın bir kitap. Düz yazı şeklinde yazılmış olsa da, dili bayağı şiirsel. Mitolojiye ilgi duyanlara sunulacak çok iyi bir başlangıç kitabı bence. En azından benim için öyle oldu. Bundan da, kitabın en çok ilgimi çeken kısımllarından birini alıntılamak istiyorum:
Kayıp Gül / Serdar Özkan - Bu kitabı arkadaşımda gördüm ve kitap için yapılan yorumları görür görmez içimde bir okuma isteği kabardı. Fabl ve masallara benzetilen anlatımı ve Paulo Coelho, Saint Exupery ile adı bir arada geçen bir Türk yazarına ait olması da beni mutlu da etti. Bir solukta okuduğum kitapta hem barındırdığı mitolojik ögeler hem de birleştirilen kültürlerin hiç çiğ hissettirmemesi en çok beğendiğim kısımlar oldu ve gerçekten de Paulo Coelho okur gibi hissettim. Heyecanla arkadaşımın, 1. kitabın devamı niteliğinde olan 3.sünü bitirmesini bekliyorum...
Lütfen filmlerin ve kitapların arasında herhangi bir kombinasyon şeklinde (kitaplar ve filmler, kitaplar ve kitaplar, filmler ve filmler) alaka aramayın. Birbirleriyle muhtemelen tek bağlantıları benim izlemiş olmamdır.
Filmler:
Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde - Filmi tam izlediğimi söyleyemeyeceğim. Ben daha ziyade Kaptan'ı ve Johnny Depp'i (evet ikisi farklı benim için) izledim. Fena değildi, elbette mükemmel bir yapım oluşturma kaygısıyla yapılmadığından kimseyi suçlamaya gerek yok, en niyahetinde piyasa filmi. Aslında biraz da inattan izledim ilk çıktığı vakitlerde sinemasına gitmedim ve artık kimin gazabına uğradım bilmiyorum ama korsan yollarla da bir türlü izleyemedim ve içimde kaldı.
Esaretin Bedeli - Babamla oturuyorduk evde. Film izlemek ister misin dedi, olur dedim ve izledik. Uzun bir hikayesi yok yani. Aşırı derecede beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Sonunu beğendim, diyecek hiçbir şey yok ama sanki kalan kısımlarda bana çok hitap eden bir şeyler yoktu. *burdan.sonrası.spoiler.olabilir* İsmini şu an hatırlamadığım kütüphaneci amca ölünce ağladım, ne yalan söyleyeyim. Galiba çocuk, hayvan ve yaşlı'lar benim için üzülünebilir kategorideler diğerlerine kıyasla. Ha biz bir de bunu olimpiyatların açılış gecesinde izlemiştik. Hani onu izlesek de olurmuş. Her neyse, beğenmemiş gibi gözüksem de izlerken keyif aldım.
Siyah Kuğu - Herkes o kadar deliler gibi önerdi ki engel olamadım! Kuzenimleyiz bu sefer, film izleyelim dedik saat geceyarısından sonra 1 civarı sanırım. Onun arşivinden baktık, ben bunu görünce atladım tabii, "bak bu çok güzelmiş, Oscar da aldı hem!!" Tamam dedi o da ve izledik. Gece gece pek hoş olmadı. Hatta zorla bitirdik diyebilirim. Gerilim filmiyiş meğer, bilmiyorduk ki. Bir de filmin sonunu önceden bilince bir heyecanı kalmadı sağolsun arkadaşlar dayamıştı spoiler'ı vaktiyle. Birkaç gün boyunca nefret ettim filmden, şimdilerde sakinleştim ama yine de bu kadar övgüyü yakıştıramıyorum.
Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Sanırım geçen sene bu zamanlardı, sinemaya merak salmıştım. Sinemayla ilgili e-dergiler, bloglar falan gırla. Bu filmin kritiğini gördüm onların birinde ve hoşuma da gitti. Not ettim hatta izlenecek diye. O zamandan beri çok da öncelikli olmadığından erteledim ve başka filmler falan izledim onun yerine. Ta ki geçenlerde Makas Eller'i izleme hevesim tavan yapıp, bir buçuk saat internette arayıp bir de üstüne bulamayıp, elimdeki filmlere bakınca onun da olduğunu fark edene kadar... İzledim. Çok durgun filmleri galiba sevmiyorum. Bir de bir yerden başlayı bir yere varan bir film de değildi sanki. Bana bir şeyler katıp katmadığını düşününce, cık, o da yok. Demek ki bu vakit kaybıydı.
Makas Eller - Bu filmle tanışmam bizim okulda kullandığımız İngilizce kitabıyla oldu. Orada Johnny Depp'le ilgili bir okuma parçasında bu karaktere de yer verilmişti, yani Edward Scissorhands'e. İlgimi çokça çekmişti. Bir de üstüne daha sonra izlediğim Inside The Actor's Studio'nun Johnny Depp'i konuk ettiği bölümde, Depp bu karakterle arasındaki bağı anlatınca kesinlikle izlemeye karar verdim. En sonunda izledim ve gerçekten beklentimin de üstünde çıktı. Ve fakat öylesine acıklıydı ki film, ara ara gözümden birkaç damla döküldü.
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk - İlk gün gideceğime kendi kendime söz verdiğim bir filmdi. Gittim. İlk 10 dakikasını kaçırmışım maalesef ama mühim değil, açığı kapatırım. Kitabını çok tesadüfi bir şekilde elde etmiştim, Erdem abiye çok çok teşekkür ediyorum, o kitabı o kitaplıkta bıraktığı için. 2 ya da 3 yaz önce okumuştum galiba, her neyse. Çok heyecanlanmıştım ve oldukça beğenmiştim, ki -eğer o zamanki tam tadına varamadan okuduğum haliyle aklımda kaldığı kadarıyla mı bilemeyeceğim ama- filmini daha çok beğendiğimi bile söyleyebilirim. Tolkien'ın seçtiği kelimeler ve anlatımın tadı tabii ki filmde tam anlamıyla verilemiyor, onun tadı başka ama, yine de film çok başarılıydı. Ve bir kez daha bir sinema çıkışı kendimi gerçek dünya orasıymış da burada geçici olarak bulunuyormuşum hissine kapıldım. Shire'ın masalsılığı üzerine ise bundan apayrı bir blog yazısı yazabilirim, o yüzden uzun uzun girmeyeyim detayına.
Kitaplar:
Karanlık Öyküler / Stephen King - Okuduğum ilk Stephen King kitabıydı ve korku edebiyatını oldukça hafife aldığımı fark ettirdi. Hakkında söyleyeceğim çok şey yok ama korkmaktan hiç hoşlanmayan biri olarak kitabı okurken hissettiğim ürpertinin verdiği hazzı da belirtmeden geçemeyeceğim.
Yeni Atlantis / Francis Bacon - Felsefe dersinde adını duyduğum ütopyalardan en çok ilgimi çeken değildi ama her birini okumaya karar verdikten sonra karşıma çıkan ilk ütopyaydı. Okuyuvermişim, çok uzun da değildi zaten. Bacon'ın merkezine bilimi oturttuğu bir dünya vardı önümde ve toplumsal ilişkiler veya sosyolojik yapılanmalar üzerinde durulmamıştı kitapta bu yüzden beklentimi karşılamadı. Ancak kesinlikle yabana atılacak bir kitap değil, ki bunu söylemek haddim bile değil belki de. Dediğim gibi bilimin ilerleyişi ile açıklanmış pek çok şey. Doyurmadı o yüzden.
Dünden Bugüne Samandağı / Şahiye Say - Samandağı ya da daha yaygın kullanımıyla Samandağ, benim memleketim olur. Ve beni şahsen tanıyan çoğu kişi oraya düşkünlüğümü bilir. Bu arada bilmeyenler için Hatay'ın ilçesidir Samandağ, belirtmiş olayım. Kitapta oranın tarihini ve kültürel ögelerini anlatmış, yanlış hatırlamıyorsam bir gazeteci olan Şahiye Say. O kitabı köydeki evden alıp cebe atmak için ne hayaller kurmuştum ki, kıyamadım. İyi oldu bu yazıyı yazmam, internet siparişi listeme ekleyeyim. Her neyse, dünyanın ilk tüneli, en uzun ikinci sahili gibi zenginlikleri olan ve üzülerek söylüyorum ki git gide kirlenen benim canım ütopyam Samandağ, burda her şeyiyle oldukça detaylı anlatılmış.
Notre Dame de Paris / Victor Hugo - Hiç beklemeyeceğim kadar etkileyici bir kitaptı. Çok klasik yapıt okuma geleneğim olmadığı için beklentimin oldukça üstünde bir şeyle karşılaştım. edecek laf bulamıyorum ama karakterlerin her biri çok sağlamdı ve öykü zaten bir hayli dokunaklı. Bence okunmalı bu kitap.
Latinoamericana / Ernesto "Che" Guevera - 23 yaşındaki genç doktor adayı Ernesto Guevera arkadaşı Alberto Granado ile birlikte 9 ay sürecek bir motosiklet yolculuğuna çıktılar ve Güney Amerika'yı kelimenin tam anlamıyla bir uçtan öbürüne karış karış gezdiler. Otellerde kalmadılar hiçbir zaman ve en büyük yol arkadaşları -adını maalesef bir türlü hatırlayamadığım motosikletlerinden sonraki en büyük yol arkadaşı elbette- her koşulda onlara eşik eden mate'leri oldu. Kendilerini ve içinde bulundukları durumu ve hatta çoğu kez uzun yolculuklarında yollarına çıkan insanların kendileri hakkındaki izlenimlerini, "Karvizitlerinde, kaçınılmaz biçimde etki uyandıran ümvanlar bulunan serserilerin kadim soylularındandık." şeklinde ifade etmişti Guevera. Bu gailba okuduğum en önemli kitaptı o yüzden, bir alıntıya daha yer vermek istiyorum, kitabı daha iyi tanıtmak amacıyla:
"Tıp öğrenimine başladığımda devrimci düşüncelerimin çoğu henüz yoktu. Diğer çoğu insan gibi başarılı biri olmayı arzuluyordum. Ünlü bir araştırmacı olup insanlığa yararlı bir şey başarmayı düşlüyordum. Ama bir dizi koşulun ve kısmen de kendi isteğimin sonucu, Amerika'yı dolaşmaya başladım ve kıtayı iyice tanıdım. Yolculuk koşullarım nedeniyle yoksulluk, açlık ve hastalıkla yakından tanıştım. Elimde araç gereç olmadığı için hasta çocukları iyileştiremediğimi gördüm. Sürekli baskı ve beslenme yetersizliğini yarattığı yıkımı gördüm. Böylece, ünlü bir araştırmacı olmak ya da tıp bilimine büyük bir katkıda bulunmak kadar önemli bir başka şeyi fark etmeye başladım; bu da yine insanlara yardım etmek içindi... Devrimci bir doktor olmak için önce bir devrime ihtiyacımız vardı."
Leuko ile Söyleşiler / Cesare Pavese - Bu, mitolojik ögeler kaynaklı yazılmış söyleşileri barındıran edebi niteliği oldukça baskın bir kitap. Düz yazı şeklinde yazılmış olsa da, dili bayağı şiirsel. Mitolojiye ilgi duyanlara sunulacak çok iyi bir başlangıç kitabı bence. En azından benim için öyle oldu. Bundan da, kitabın en çok ilgimi çeken kısımllarından birini alıntılamak istiyorum:
Onlar, birbirimizi düşündüğümüz, neşemizin hiçbir sınır tanımadığı ve şeyler arasında her ne isek o olarak zıpladığımız günlerdeki bizler gibi de değiller. O zamanlar hayvan ile bataklık insanlarla Tanrıların buluşmatoprağıydı. O zamanlar yeryüzündeki her şeydik biz: dağ, at, ağaç, bulut, akarsu... Kim ölebilirdi o çağda? Hayvansı olan neydi, hayvan tanrı gibi içimizdeyse?
Kayıp Gül / Serdar Özkan - Bu kitabı arkadaşımda gördüm ve kitap için yapılan yorumları görür görmez içimde bir okuma isteği kabardı. Fabl ve masallara benzetilen anlatımı ve Paulo Coelho, Saint Exupery ile adı bir arada geçen bir Türk yazarına ait olması da beni mutlu da etti. Bir solukta okuduğum kitapta hem barındırdığı mitolojik ögeler hem de birleştirilen kültürlerin hiç çiğ hissettirmemesi en çok beğendiğim kısımlar oldu ve gerçekten de Paulo Coelho okur gibi hissettim. Heyecanla arkadaşımın, 1. kitabın devamı niteliğinde olan 3.sünü bitirmesini bekliyorum...
Şair ruhlu güzel kızıma sevgilerle.:)
YanıtlaSilgen meselesiyse demek :))
Sil