Kayıtlar

Masal

Yok hayır, nasıl yazarsam yazayım dışında kalıyorum masalın. Doğal bir şey bu. Bir masalda yaşamıyorum, Antalya'da yaşıyorum. Bir masala ev sahipliği yapabilecek en son yer. Ya da en son zaman mı? Ama masalların ne zaman geçtiğini bilmeyiz ki... Öyle bir zaman yoksa, o masalların geçtiği dünyalar hiç varolmadıysa nasıl düşünüldü/yaratıldı? Bence herkes bir masalın içinde yaşıyordu bir zamanlar. -ya da herkes kendi masalının başkahramanıydı, evet olmuşken böyle olsun değil mi?- Sonra bir olay oldu. Masal dünyasından kovulduk. (Kovulduk deyince, cennetten kovulmayı hatırlatmasın size. Çünkü masal dünyası cennet olamaz.) Ceza olarak bizi bu dünyaya attılar,  diyecektim ama dünya gayet güzel, sorun dünyada değil başka bir şeyde. Hah, ceza olarak bizi insan mı yaptılar yoksa? Ama masallardakiler insan değil mi sanki? Sorun ne o zaman? Sorun 20-21. yüzyıla kadar hayatta kalmış olmamız mı? Yine zamana geldim. Bilemiyorum bir yere vardıramıyorum. Sorunun nedenini bir türlü b...
Resim
 Bu ne harika kliptir ya.

Rüzgar hafilli hafilli eselliyoldu.

Bir kitap ki, 10 yaşındaki çocuklara yazılan türden. Ama 17 yaşındayken hala başucu kitabın olan. Yolunu şaşırdığında yol tarifi soracağın. İçindeki yaratıların güzelliğine tezat derecede hafif. Neyse ki yıpranmaya meyilli olmayan. Ben herhalde önceki hayatımda Zackarina'ydım, dedirten. Hep buradasınız Zackarina ve Kumkurdu. Bi Ozan, bi siz, bir de birkaç başka kişi, yaratı.

Bisikletli Tatil Resimleri. Ben onları seviyorum.

Bir kırmızı bisiklet. Bir polaroid. Birkaç arkadaş. Renkler. Yansımalar. Üretim. Keşifler. Bunlar çok güzel şeyler. Ama hiçbirisi göstermelik olmayacak bunların. Bu arkadaşlar Ozan gibi olacak bir de. Tanımlayamadığın türden bir şey, Ozan gibi arkadaş. Tanımlamaya çalışmanın gereksiz olduğu bir şey. Sadece yaşanması gereken ve hatta anlatılmaması gereken belki. Ama insan özleyince, bir yerlere dökesi geliyor taşları. Gerçekten, çok içten ve ciddi olarak söylüyorum ki, 2 yıl sonrası çok başka olacak. Şüphe yok.

Yeni Yıl

Yeni yıla girmeden önce, "yeni" olanın yalnızca ismi olmasını istemediğimden planlar yaptım her zamanki gibi. Evet bunu her zaman yapıyorum ama farklı olan şeyler de var bu defa. Çünkü yeni bir şeyler istiyorsan eskilerden kurtulmalısın ve değişimin bir süreç olduğunu unutmamalısın. Benim atladığım noktalar bunlar oluyordu genellikle. Öncelikle habitatımdan başladım sadeleşme çabalarına. Kalabalık yapan şeyler zaten kaldırıldı kaldırılmasına ama asıl önemli olanlar eski kemanım gibi sadece anı olduğu için duran şeylerdi. Kemanımı sattım. Ama sonradan o kadar acı çektim ki. Hiç tahmin edemezsin. Benim için gerçekten değerliymiş o. Gittiğim her yerde onun değersiz olduğunu söyleyip almadılar onu. En sonunda da pahasından çok aşağısında sattım ama amacım yalnızca onun heyecanlı bir küçük kemancının ellerinde yeniden ötmesini sağlamaktı. Hoş, onca zamanın ardından sesi de bozulmuş, göğsü çökmüştü kemanımın ama olsun, o her zaman benim için o en kaliteli el yapımı kemanlarda...

Aktivist Hareket

Resim
Gördüğüm, duyduğum, yaşadığım olayların pek çoğunun bende bıraktığı izleri aktarıyorum burda, bu blogda evet ama şunu fark ettim ki hayatımda belli bi önceliği olan şeylerden hiç bahsetmemişim. Dünya, yaratıldığı ilk zamanlarda daha güzeldi, su götürmez bir gerçek. Özellikle şu inorganik insan egemenliği kendini daha çok hissettirdikçe doğalından git gide uzaklaşıyor dünyanın hali ve işleyişi. Ama biz, yani doğayı katlettikçe oturduğu dalı kesen insan ırkı bu yaptığımızı kendi sorumluluğumuza alarak bunu paylaşmazsak, daha da kötüye gideceğimiz ve sistemin kendi kendini eninde sonunda yok edeceği de aşikar. Öyleyse, daha iyiye ulaşabilmek için; sağlıklı, mutlu, huzurlu bireyler olabilmemiz için bu git gide büyüyen aktivist harekete katılmamız gerekiyor. Peki insanın doğayı yenme çabası sadece çevreyi mi etkiliyor? Elbette hayır. Bundan, bunların hiçbirini hak etmeyen hayvanlar da etkileniyor tabii ki. Bu eğilim (doğayı da kontrol etme, egemenliği altına alma eğilimi) hayvanlara şi...

limandaki çocuk

Bugün arkadaşımla limana gittim. Az ötede iki çocuk gitar çalıp şarkı söylüyorlardı. Bize söylüyorlardı. Güzeldi. Yarın yine gideceğiz. Ne güzel di mi?

2011 Yaz Kritiği

Hmm, Antalya'ya döndüğümü söylemekle başlayayım. Ve İstanbul elbette harikaydı. Yapmak istediklerimi büyük ölçüde yaptım, görmek istediklerimi gördüm ve tadından yenmez bir 5 gün geçirdim! Hani insan yaşadığı güzel şeyleri anlatma ihtiyacı duymaz ya pek, o durumdayım o yüzden ayrıntılı anlatmayacağım ama fazlasıyla güzeldi onu bilin. Büyükada'ya da gittim, vintage butiklerden bir şeyler de aldım, çookça özlediğim insanlarla da görüştüm, Gülhane'nin çimenlerine de yattım. Şöyle bir düşününce hayatımda geçirdiğim en güzel yaz tatiliydi herhalde. 1 hafta hayatta kendime en yakın bulduğum insanla kuzenimle Antalya'da takılmaca, 2 hafta Doğunun Kraliçesi Antakya'da gezmece, 2 hafta neredeyse hayatımı değiştirdi diyebileceğim bir yaz kampının tadını çıkarmaca, bir miktar Antalya'da sürtmece daha ve son olarak da İstanbul'da 1 hafta geçirmece... Evet evet, pek güzel oldu. E bu kayıt da kısa olsun canım.

Kim ne derse desin Constantinopolis

Anlamış olacağınız üzere İstanbul'dayım. Pardon, Constantinopolis'te! Neden bilmem ama tarihi isimler her zaman tercihim olmuştur. Misal Antakya yerine"Antioch". Her neyse şu an tam olarak teyzemin çalıştığı hukuk bürosundan bildirmekteyim, iki dakika boş bulduğum bilgisayara abanmış oldum az biraz. Ama çok farklı bir havası var. Misal klavye. Böyle alacalı bulacalı gümüşlü renkli bir şey. "Ahh...İstanbul'un klavyeleri bile bir başka..." diyeceğim neredeyse! Bahsi geçen hukuk bürosu Beyoğlu'nda hatta az çok tanıyabilmişsem buraları, İstiklal'e de pek bir yakın. Hatta şöyle söyleyeyim ki, son dönem Türk filmlerinde kullanılan eski İstanbul evleri var ya, tam o ayarda bir yer anlayacağın. Oh mis yani! Durum ve hal böyleyken, sebeb-i ziyaretimi anlatayım. Bildiğiniz (daha doğrusu yazdığım) üzere, ben bir kampa katılmış idim temmuzda. İşte baktım olacak gibi değil, pek bir özlüyorum o atmosferi, dedim o zaman bir kamp buluşması iyi gider! Velh...

Gündelik Deneyimler Part 1

Çizen insanları bilir misiniz? Yahut şöyle söyleyeyim. Kendi mana sınırları, başkalarınınki ile aynı olmayan çizerleri bilir misiniz? Kendimi kat’i surette çizer olarak adlandıramam, en güzeli çizeninsan diye sınıflandırmak sanırsam. Çizeninsan olmak öyle kolay değildir. Misal bugün babam, benim çizeninsan olduğumu öğrendiğinden beri merak etmekte olduğunu söylediği çizimlerimi görmek istedi. Ama ortada çizimler yoktu. Çizim vardı. Az ve öz çizen bir insanım. Onu da aylar önce çizmiştim zaten. Velhasıl efendim, çıkardım kitaplığımın köşesinden defterimi, açtım ilk sayfayı. Gördü babam. Ama pek belli etmedi. Herhalde onun bahsini ettiğim çizim olduğuna ihtimal vermedi. Olağanüstü ustalıkla yapılmış kalem manevralarından oluşma bir manzara resmi mi beklemişti yoksa? Yo, bu tanımı karşılayacak türden bir şey değildi çizim. “Ah tabii, bu da güzel, elbette. Farklı yani.” diyebildi sonunda. “Eh, sanırım.” diye karşılık verdim ben de. Ardından gelen sükûnet dolu dakikalar içinde derhal kald...