Kayıtlar

ABD'nin bir kez daha dünyadaki insanların hayatını kurtarası ve onların hayatlarını "daha iyi"ye ulaştırası gelmiş, görüyo musun?

Yazının orijinaline İngilizcen varsa bi göz atabilirsin aslında Yazı, Obama'nın sunduğu Küresel Tarım Gelişimi Planı'na; yani tarımı, dolayısıyla gıdayı tekelleştirmeye ve üreticilerin sömürülmesine hizmet eden mükemmel plana Bono'nun da destek verdiğini anlatmış, onda sıkıntı yok zaten, şaşırmaya da çok gerek yok da, asıl sorun yazının geri kalanında ortaya çıkıyor. Emperyalizm nedir, ne işe yarar, kime hizmet eder diyen varsa baksın bi hele. Şimdii, "Ben, doğa ve onun parçası olan insan kökenli kaynakları (yeraltı ya da toprak zenginliği de olabilir bu, insan emeği de olabilir) nasıl yapıp da sadece bana yancı olanların hizmetine sokarım? Aralarındaki organik bağı yıkarım? Nasıl bunun sürekliliğini sağlarım? Nasıl bunu geri dönülemez bir bağımlılık haline getirebilirim ve bu yolla da kârıma kâr, gücüme güç katarım?" İşte bunlar hep tekelci emperyalist adam heriflerinin aklındaki sorulardır, he mi. Monsanto da bunların en birincisidir, ve elbette bu yukarı...

Yine yazıyorum.

Haber vereyim dedim.
Güzel olan her şeye zaafım var. Güzelle kafayı bozmuş olabilirim hatta. Bir sürü birbirinden alakasız ilgi alanına sahip olmam bununla açıklanabilir bence. Genellikle bir şeylerin "güzel", "estetik" kısımları direkt ilgimi çekiyor çünkü. Zaten bir şeyin genelde tamamına değil ama bir kısmına takıyorum. Demiş ya " tekil ve gelip geçici, tesadüfi ve özel olan üzerinde durmak" diye, ondan bahsediyorum işte.
Şimdi ölsem içimdeki her şey benimle birlikte gidecek ve benden geriye esasen hiçbir şey kalmamış olacak diye düşünüyorum ve dehşete düşüyorum. O an için herkese her şeyle ilgili en sahici hislerimi anlatmak için yanıp tutuşuyorum. Ve sonra bakıyoruz, yine geçmiş, yine her şey her zamanki haline dönmüş ve hiçbir şeyin değeri kalmamış. Kendime değer versem, bunu hayata geçireceğim ama öyle bir raddedeyim ki, kendime değer vermeye enerjim yok. Geri kalan bütün önemsiz şeyler yüzünden. Bu yaz belki kendimi biraz olsun iyileştrebilirim. Diğer bir deyişle, bazı yaralarımı onarmayı başka yaralar açarak başarabilirim. Kim bilir. Bu olmazsa eğer, sadece aynı yaralar açılmaya ve derinleşmeye devam edecek. Ve sonra neler olduğunu göreceğiz.

Artık Yazmıyorum.

 Haber vereyim dedim.

Hoşgörü (TDK) : Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans.

Sahi, hoşgörüden bahsederken bunun bir kusrun varlığını belirttiğinin farkında olmak gerek. Yani "Aslında bir eksiğin, kusurun var ama ben seni yine de hoşgörüyorum." denmiş oluyor. Dolayısıyla, Antakya'dan bahsederken hoşgörü kenti demek çok da yerinde bir ifade olmayacaktır. Arap, Kürt, Ermeni, Türkler birbirlerine hoşgörülü değiller. Çünkü zaten mensup oldukları milletten kaynaklanan bir üstünlükleri olmadığı gibi, hoşgörülecek bir eksiklikleri de yok birbirlerinden. Önceki gün, Arap filoloğu Mahmut Ağbaht ile yapılan söyleşide aklımda kalan önemli noktalardan biriydi.

güzeldir bunlar, biraz atmosfer için

http://www.donothingfor2minutes.com/ http://www.rainymood.com/
Resim

Bir ineğin hayatını burada anlatacak olsam en çok kullanacağım kelime çökmek olurdu.

Geçtiğimiz yaz bir ara oturup birkaç ineği izlemişliğim var. Sükunet. Basitlik. Kaygısızlık. Minnetsizlik. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Ben söylemiş olayım da...

Saçımı Johnson's Baby ile yıkıyor olmam beni ciddiye almamanız gerektiğini göstermez

Geçen yine bir şeyleri içselleştiriyorum, geldi bi tanesi dedi ki "olum sen napıyosun"... Senin bi ortan yok mu dedi. Dedi de dedi. Halbuki ben çok ortada seyreden bir insanımdır. Free writingi bulanın da, onu yapanın daa....ulan