Kayıtlar

91.3 Universite Fm since ....

Radyo dinleyicisi olmak insana dusunebileceginden fazlasini katar. Radyoda, sizin olusturdugunuz calma listelerinin aksine her zaman begeneceginiz sarkilar cikmaz. Ya da radyodan sesi gelen sarkinin sozlerini ve ne anlattigini tek dinlemeyle anlamaz/ona dikkat etmezsiniz genellikle. Oradan cikacak seye de mecbursunuzdur zaten. Bu da zamanla asla dinlemem dediginiz turdeki sarkilarla icli-disli hale getirir sizi. Cunku sizinle cok alakasiz gorunen sarkilarin bile belli bir zaman araliginda ve dogru sartlar oldugunda hosunuza gittigini fark edersiniz. Ve emin olun, bu dusundugunuzden de onemli bir idrak. Cunku bu, ornegin sosyal iliskilerinizde her turlu insanla aslinda dogru sartlar altinda anlasabileceginiz gibi pek cok farkli durumun evrensel paradigmasi olarak kafaniza yerlesir. Ve bir de sivriliklerinizi torpuler bir nebze. Zihininizde istediginiz kadar radikal olun artik bir makul insansinizdir. Makul radikal icabinda. Duzenli radyo dinleyiciliginin 10. yilinda olan biri olarak ...

Ritüeller ve Kar Hakkında Övgü Dolu Bir Yazı

Henüz bu konuya dair bir araştırma yapmış değilim. Genelde kullandığım yöntem olan "sezgileri izleme"yi uyguluyorum. Bu sezgileri izleme süreci dediğim baya baya hem takip etmek hem seyretmek anlamını kapsıyor. Mesela bu birkaç dakika öncesine kadarki kısımda sezgileri sırasıyla önce takip ediyor, sonra oturup seyrediyordum ki; yeni bir idraka vardım. Ki, bu da yine özel, tekil ve gelip geçici 'ye giydirilmiş başka bir elbise yalnızca. Ona ritüel kavramı çerçevesinden bir bakış. Çünkü tam olarak ritüelin ifade ettiği o bana. Yani esasen tam olarak "Don't make a living that you forget to make a life."ın ne anlama geldiğiyle alakalı bir konudan bahsediyorum. O benim kafayı takmış olduğum özel, tekil ve gelip geçici nin eş anlamlarından biri yalnızca ritüel ritüel dediğim. Olaylar, sık sık yaptığım  ana veya erken uyanılan sabahlara övgü okumalarının olduğu günlerin birinde başlıyor. Ki, bahsi geçen yazı, bu ana ve yaşama övgü ye kış mevsiminin ritüelleri ve ...

Hayatı Boş Geçmeyecen Anacım

Bir alışverişin olacak onunla.
İnsanlığın değer verdiği şey, paradigmasal olarak ne ise; cinsler, ideolojiler, dinler ve geri kalan her şey de ona göre yorumlanır ve karşılaştırılarak haklarında yargılara varılır. Bense zaman ve mekandan bağımsız olana ulaşmak istiyorum.

Hoşgel İntifada Yayınevi!

İleri Haber'den ( http://ilerihaber.org/yeni-bir-yayinevi-intifada/867/ ) okuduğuma göre yeni bir yayınevi kuruluyormuş: İntifada Yayınevi. Arap, İran ve Kürdistan coğrafyasına odaklanan, bölgemizin devrimci ve ilerici birikimini ülkemize taşıyabilecek bir yayınevi olarak kuruldu, diyor! Bölge dillerinden çeviriler ağırlıkta olacak, diyor! Konular siyasetten tarihe, edebiyattan sanata, sinemadan futbola, mutfağa kadar uzanacak, diyor! Bölgenin toplumsal mücadeleleri, başta işçi sınıfının ve sol hareketin tarihi ve güncel tartışmaları, Filistin ve Kürt halklarının kendi kaderini tayin mücadeleleri ayrıcalıklı bir yere sahip olacak yayınlarımızda, diyor! Maşrek'in Sol ve Devrim geçmişi, diyor! Töbe Bismillah ne diyor bunlar, böyle! Velhasıl fena halde heyecanlandım ben. Küçük Not: Önümüzdeki dönem planlarında keşke bölgenin yazar ve araştırmacılarına daha fazla yer verselermiş. Malum bizde alerji var, en ufak bir Oryantalizmde her yerimiz kızarıp şişiyor, mazallah! Ha önem...

ABD'nin bir kez daha dünyadaki insanların hayatını kurtarası ve onların hayatlarını "daha iyi"ye ulaştırası gelmiş, görüyo musun?

Yazının orijinaline İngilizcen varsa bi göz atabilirsin aslında Yazı, Obama'nın sunduğu Küresel Tarım Gelişimi Planı'na; yani tarımı, dolayısıyla gıdayı tekelleştirmeye ve üreticilerin sömürülmesine hizmet eden mükemmel plana Bono'nun da destek verdiğini anlatmış, onda sıkıntı yok zaten, şaşırmaya da çok gerek yok da, asıl sorun yazının geri kalanında ortaya çıkıyor. Emperyalizm nedir, ne işe yarar, kime hizmet eder diyen varsa baksın bi hele. Şimdii, "Ben, doğa ve onun parçası olan insan kökenli kaynakları (yeraltı ya da toprak zenginliği de olabilir bu, insan emeği de olabilir) nasıl yapıp da sadece bana yancı olanların hizmetine sokarım? Aralarındaki organik bağı yıkarım? Nasıl bunun sürekliliğini sağlarım? Nasıl bunu geri dönülemez bir bağımlılık haline getirebilirim ve bu yolla da kârıma kâr, gücüme güç katarım?" İşte bunlar hep tekelci emperyalist adam heriflerinin aklındaki sorulardır, he mi. Monsanto da bunların en birincisidir, ve elbette bu yukarı...

Yine yazıyorum.

Haber vereyim dedim.
Güzel olan her şeye zaafım var. Güzelle kafayı bozmuş olabilirim hatta. Bir sürü birbirinden alakasız ilgi alanına sahip olmam bununla açıklanabilir bence. Genellikle bir şeylerin "güzel", "estetik" kısımları direkt ilgimi çekiyor çünkü. Zaten bir şeyin genelde tamamına değil ama bir kısmına takıyorum. Demiş ya " tekil ve gelip geçici, tesadüfi ve özel olan üzerinde durmak" diye, ondan bahsediyorum işte.
Şimdi ölsem içimdeki her şey benimle birlikte gidecek ve benden geriye esasen hiçbir şey kalmamış olacak diye düşünüyorum ve dehşete düşüyorum. O an için herkese her şeyle ilgili en sahici hislerimi anlatmak için yanıp tutuşuyorum. Ve sonra bakıyoruz, yine geçmiş, yine her şey her zamanki haline dönmüş ve hiçbir şeyin değeri kalmamış. Kendime değer versem, bunu hayata geçireceğim ama öyle bir raddedeyim ki, kendime değer vermeye enerjim yok. Geri kalan bütün önemsiz şeyler yüzünden. Bu yaz belki kendimi biraz olsun iyileştrebilirim. Diğer bir deyişle, bazı yaralarımı onarmayı başka yaralar açarak başarabilirim. Kim bilir. Bu olmazsa eğer, sadece aynı yaralar açılmaya ve derinleşmeye devam edecek. Ve sonra neler olduğunu göreceğiz.

Artık Yazmıyorum.

 Haber vereyim dedim.