Kayıtlar

Barış

Bir yere varamamalarla barış yapma vakti. Bunu karanlık bir yerden yazmıyorum. Hoş, her yerin aydınlatılmasını da savunmuyorum zaten ama, yine de bu yazıyı yazarken durduğum yer öyle dipler köşeler değil. *** 10 yıldır bu bloga yazıyorum. Bu 10 yılda yazma tıkanıklığıyla geçen zamanlar, geri kalanını katbekat aşmıştır ama vazgeçmedim. Belki bugün sadece bunu tanımak yeterlidir. Vazgeçmeden, öyle ya da böyle buraya yazageldim. İyi ki yaptım. Alıntı yapmayı sevmem, çok edebiyatçı yanım olmadığı için bunu kimden alıntıladığımı da Googlelamadan bilemeyeceğim ama bir yazar "yazmasam delirecektim" diyordu. Herhalde ben de.

Kelime İncelemesi: "Content"

26 Nisan 2017'de telefonuma kaydettiğim not: "Content! Ne güzel kelime!" Bunu yazarkenki hislerimi ve aklımdan geçenleri çok iyi hatırlıyorum. Sıkça özlemini çektiğim ama tanımlayamadığım bir hissi anlatan o kelimeyi duyduğum an tanımıştım. Dilleri öğrenmeyi, kurcalamayı bu kadar sevmemin en büyük sebebi bu olabilir. O her dilde birbiriyle örtüşen kelimeler sayesinde bazı hislerin nasıl da ortak olduğunu idrak etme, veya bildiğim bir dilde bir karşılığı olmayan olguyu başka bir dilde keşfetmemle gelen "oh, ifade edilmeye ihtiyacı varmış bu şeyin" hissi... İkisi birbirinden güzel. Birbirinden heyecanlı. İkincisine biraz daha fazla tav oluyor olabilirim. Velhasıl... O zaman bunu telefonuma kaydederken yine bir blog yazısına döndürmek amaçlı yapmıştım bunu. Ve ileride bu kelimeyle olan bağımın o hissiyattandan öte, yaptığım işle de kurulacağını kesinlikle tahmin etmemiştim. *** Cambridge sözlüğünde dediği üzere : "content" kelimesi durumundan...

Olan malzemeleri değil de, olmayanları sayarak verdiğim bir yemek tarifi

Günümüzde bir şeyi mümkün kılmanın sırrı onun gerçek olması için gerekli şeyleri oldurmak değil, onun gerçekleşmesinin önündeki engelleri tanımak ve kaldırmak daha ziyade. Üstelik bu hiç de pasif bir rol değil, bir yapma hali yine söz konusu; sadece başka bir formda. O kadar çok şey "var" ki dünyada, bu durum buradan kaynaklanıyor işte. Eskisi gibi bir yokluk, kıtlık (her anlamda) çağında değiliz. "Var" olanlar arasından seçimler yapıp kalanları ayıklayabilince istediğimize ulaşmış oluyoruz. Hatta daha da ileri gidiyorum, esasında sahip olup da eksikliğini hissettiğimiz şeyleri de ancak diğer şeylerden ayırdığımızda gerçekten hayatımızda görebiliyoruz. Bu da, bir şeylerin "var olması"yla "var edilmesi" arasında farka götürebilir bizi. Var olmaları yetmiyor, bizim var etmemiz gerekiyor onları. Bu da birçok diğer şeyi "yok ederek" oluyor. Yapmak istediklerimin çoğu, daha önce yapmış olduğum şeyler. Pek öyle daha önce deneyimlemediği...

Küçük dünya, büyük kafa

Selamlar, Hayatım ve dünyam daha küçükken kafam daha büyüktü gibi hissediyorum. Hayatımda yapmak istediğim şeyler ve yaptıklarım arasındaki fark çokken, anlatmaya değer bulduğum daha fazla şey vardı. Belki onlar daha değerliydi, az oldukları için falan hani. Oysa şimdi bulunduğum yerde, kafam ile hayatımın paralelliğine aklım şaşıyor. Yıllar önceki küçük Berfu'nun hayal ettiği yolda yürüdüğümü görebiliyorum. Elbette değişiklikler, güncellemeler oldu ama kafalar hep aynı kaldı: bağımsız bir hayatı kurabilmek. Çelişkiler beslemiş demek ki kişisel üretimimi. Sonra sonra uyumda olmaya başladıkça akıl ile ifa, yazmaya değer şeyler değişmiş hep buralarda. Lise 3'teki blog girdisinde 2 yıl sonrasının çok farklı olacağını söyleyen Berfu, üniversitede istediği an atlayıp kuzeninin yanına gidebilmenin özgürlüğüne sahip olacağından çok emindi. O Berfu bunu bir kez yaptı da hatta. Çok iyi hissetti. Tatmin. Başarı. İçini doldurmuştu bu. Öncelerde gözü hep İskandinavya'da olan, o...

Kişisel ve Türkçe blog girdilerimi özlemişim

Geçtiğimiz yıllar içinde sürekli güncel ya da akademik makale takip etmenin sonucu olarak iyice o dili benimser, kullanır olmuşum. Hem kişisel dilden, hem de Türkçe üretim yapmaktan uzaklaşmışım oldukça, bugün bütün geçmiş blog girdilerimi tararken fark ettim. Dillerin ürettiğin içerik etkisi üzerindeki etkisi inanılmaz ve gerçekten de bir süredir İngilizce'de kendimi daha rahat ifade eder hissediyorum ama bu aslında hiç hoşuma gitmiyor. Türkçe'de gerilemiş olduğumu fark ettim ve biraz daha fazla Türkçe okumaya karar verdim. Özellikle edebi anlamda. Kurgu eser okumayalı bile o kadar vakit oldu ki! Biraz çeviri biraz da orijinal edebi nitelikli Türkçe okuma niyetini buraya koyuyorum, hadi bakalım neler değişecek. Not: Nedendir bilmem, kendi blog yayınıma yorum yapamaz durumdayım. Yollar ve Riskler yazısına yorum yapan okuyucu, sana bahsettiğin şeyin sezgi dediğimiz şey olduğunu ve varoluş amacının ciddiye alınmak, güvenilmek olduğunu düşündüğümü iletmek isterim, umarım hala ...
21st century is one to talk a lot about. Who could've imagined that you will be working remote for an oversea -what? overocean, to be exact!- company and interning, again, with an overocean design collective so-to-say, and translating freelance for someone you never met in-person. And then doing all these, you realise that you've been in your 9 m2 room all along. Suddenly browsing for "Ireland nature 4k" videos on youtube to get a relaxed kind of mood, and wow you've been into the beautiful seashores and the castles of a fabulous piece of earth right from your couch. Not to brag about the wonders of technology, nor to mortify the connectedness of the 21st century world... It is the human experience after all. Yes, experience as in the user-experience that you've been reading sometimes for hours a day. And yes those so-called users are human, too. So it is always about you at least a little bit when designing, contemplating, imagining... But never %100... Havin...

Yollar ve Riskler

Resim
Frank Sinatra'nın My Way klasiğini bilmeyen yoktur. Ya da onu değilse de Athena'ya ait olan düzenlemesini biliyorsunuzdur bu şarkının: Ben Böyleyim. Böyle iddiaları, işte ben böyleyim, bu benim yolum, aman kimselere de eyvallahım yok gibi şeyleri illa hayatı çok uç noktalarda yaşamaya ant içmiş kimselerden duymazsınız. Ya da ben başka türlü insanların da böyle iddiaları olabileceğini, ya da bu iddiaları anlatma yollarının farklılık gösterebileceğini anlatmanın derdindeyim diyelim. Hayatın akış hızı sizin için başka olabilir, örneğin. Ve başkalarının sizden 3 ayda beklediği şeyi, siz 3 yılda gerçekleştirme hedefi koymuş olabilirsiniz hayatınızın akışında. Bu biraz kendine sadakatle ilgili bir şey. Değerlerin kaybolduğu bir zamanda sahiplenme ve hatırlanmayı hak eden en önemli erdemlerden bir tanesi sadakat. İlk önce kendinize, sonra da size önem ifade eden kişilere ve şeylere karşı sadakat gösterirseniz dolu bir hayatı yaşamış olursunuz. Benim yolum bana böyle öğretti en az...

Hayatının divergent evresinde takılı kalanlar

Resim
Son 2-3 yıldır yazı yazmak için çok sık ilham geliyor. Özellikle de bünyeye hababam bi fikirler-düşünceler-bilgiler tıkıştırmayı bıraktığım zamanlarda pik yapıyor diyebilirim. "Sonunda ya!" diyor kafam galiba, "bi saldın beni sonunda da dışardan aldıklarını istiflemeye çalışmaktan kendi işlerime vakit bulabildim tekrardan!" Ah ya, öyle haklısın ki. xxx Bu ilhamların tekini* "hayatının divergent evresinde takılı kalanlar" notuyla kaydetmişim telefonuma. Bu notun da sağlam 2 yılı var, hatırlıyorum telefonumu daha yeni almıştım bunu girdiğimde. Gel gör ki yazıya dökmem için bir miktar zaman geçmesi gerekti.  Mm evet, şimdi bunu biraz açıklamam gerekecek: "Divergent" benim üniversite hayatında pek çokları gibi fonksiyondan değil ama, tasarım sürecinden öğrendiğim bir terim. Bu kelime  temelde, tasarım süreci içinde ilk yaptığın fikir üretme etkinliğinin nasıl bir doğaya sahip olduğunu tanımlıyor. Önce mümkün olduğunca diverge edersi...

2016'lardan bir kayıp girdi taslağı-yayınlayasım geldi

Yine melankoliye bağlamak gibi olmasın ama eski günlere bakınca o kadar özlüyorum ki, öyle güzel günlerimiz oldu ki, şimdi olanlar bize reva olamaz diyorum kendi kendime. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Hayatımızın tadını çıkarırmışız be biz, daha ne olsun? Mutluluk, güzellik bizimmiş. Işıl ışılmışız. Tenimiz, saçımız en önemlisi gözümüz parlarmış be! İsteklerimiz, hedeflerimiz, onlar uğruna verdiğimiz emekler varmış! Uğraşır, zorlanırmışız, tekrar denermişiz. Şimdi de öyle olmalı. Parıltıyı yakaladığımız minicik bir anı bin yapmalı, başkalarına bulaştırmalıyız. Yani başka yapacak şey gelmiyor ki aklıma. Aynı anda koca bir ülke olarak kahkaha atsak ne olur?

Body Technique and Politics

What's a body tecnique after all? It is how you move, basically. How you don't move as well. How you sit down, stand up; how you smile, laugh, cry; it is how you bitchface, for example. To sum up, it is how you make use of your body reacting to every one of social or physical situation. And by social, I don't necessarily mean settings where you are surrounded by others. One can be quiet in a social situation all on her own and only with the company of her conditionings and superego. So after this introduction, seriously what does this have to do with politics? What would you say if I suggest that the way you laugh to a joke shows your political view? At least it gives a clue. At least. So are these familiar then: you always dim your eyes because that hides your under-eye bags, so that you look younger, fresher, livelier. And that makes you fit the norms for a women better. So you spread your legs in public areas to show that you are not afraid of being shamed and i...