İnsanlığın değer verdiği şey, paradigmasal olarak ne ise; cinsler, ideolojiler, dinler ve geri kalan her şey de ona göre yorumlanır ve karşılaştırılarak haklarında yargılara varılır. Bense zaman ve mekandan bağımsız olana ulaşmak istiyorum.
Kayıtlar
Hoşgel İntifada Yayınevi!
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İleri Haber'den ( http://ilerihaber.org/yeni-bir-yayinevi-intifada/867/ ) okuduğuma göre yeni bir yayınevi kuruluyormuş: İntifada Yayınevi. Arap, İran ve Kürdistan coğrafyasına odaklanan, bölgemizin devrimci ve ilerici birikimini ülkemize taşıyabilecek bir yayınevi olarak kuruldu, diyor! Bölge dillerinden çeviriler ağırlıkta olacak, diyor! Konular siyasetten tarihe, edebiyattan sanata, sinemadan futbola, mutfağa kadar uzanacak, diyor! Bölgenin toplumsal mücadeleleri, başta işçi sınıfının ve sol hareketin tarihi ve güncel tartışmaları, Filistin ve Kürt halklarının kendi kaderini tayin mücadeleleri ayrıcalıklı bir yere sahip olacak yayınlarımızda, diyor! Maşrek'in Sol ve Devrim geçmişi, diyor! Töbe Bismillah ne diyor bunlar, böyle! Velhasıl fena halde heyecanlandım ben. Küçük Not: Önümüzdeki dönem planlarında keşke bölgenin yazar ve araştırmacılarına daha fazla yer verselermiş. Malum bizde alerji var, en ufak bir Oryantalizmde her yerimiz kızarıp şişiyor, mazallah! Ha önem...
ABD'nin bir kez daha dünyadaki insanların hayatını kurtarası ve onların hayatlarını "daha iyi"ye ulaştırası gelmiş, görüyo musun?
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yazının orijinaline İngilizcen varsa bi göz atabilirsin aslında Yazı, Obama'nın sunduğu Küresel Tarım Gelişimi Planı'na; yani tarımı, dolayısıyla gıdayı tekelleştirmeye ve üreticilerin sömürülmesine hizmet eden mükemmel plana Bono'nun da destek verdiğini anlatmış, onda sıkıntı yok zaten, şaşırmaya da çok gerek yok da, asıl sorun yazının geri kalanında ortaya çıkıyor. Emperyalizm nedir, ne işe yarar, kime hizmet eder diyen varsa baksın bi hele. Şimdii, "Ben, doğa ve onun parçası olan insan kökenli kaynakları (yeraltı ya da toprak zenginliği de olabilir bu, insan emeği de olabilir) nasıl yapıp da sadece bana yancı olanların hizmetine sokarım? Aralarındaki organik bağı yıkarım? Nasıl bunun sürekliliğini sağlarım? Nasıl bunu geri dönülemez bir bağımlılık haline getirebilirim ve bu yolla da kârıma kâr, gücüme güç katarım?" İşte bunlar hep tekelci emperyalist adam heriflerinin aklındaki sorulardır, he mi. Monsanto da bunların en birincisidir, ve elbette bu yukarı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Güzel olan her şeye zaafım var. Güzelle kafayı bozmuş olabilirim hatta. Bir sürü birbirinden alakasız ilgi alanına sahip olmam bununla açıklanabilir bence. Genellikle bir şeylerin "güzel", "estetik" kısımları direkt ilgimi çekiyor çünkü. Zaten bir şeyin genelde tamamına değil ama bir kısmına takıyorum. Demiş ya " tekil ve gelip geçici, tesadüfi ve özel olan üzerinde durmak" diye, ondan bahsediyorum işte.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Şimdi ölsem içimdeki her şey benimle birlikte gidecek ve benden geriye esasen hiçbir şey kalmamış olacak diye düşünüyorum ve dehşete düşüyorum. O an için herkese her şeyle ilgili en sahici hislerimi anlatmak için yanıp tutuşuyorum. Ve sonra bakıyoruz, yine geçmiş, yine her şey her zamanki haline dönmüş ve hiçbir şeyin değeri kalmamış. Kendime değer versem, bunu hayata geçireceğim ama öyle bir raddedeyim ki, kendime değer vermeye enerjim yok. Geri kalan bütün önemsiz şeyler yüzünden. Bu yaz belki kendimi biraz olsun iyileştrebilirim. Diğer bir deyişle, bazı yaralarımı onarmayı başka yaralar açarak başarabilirim. Kim bilir. Bu olmazsa eğer, sadece aynı yaralar açılmaya ve derinleşmeye devam edecek. Ve sonra neler olduğunu göreceğiz.
Hoşgörü (TDK) : Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Sahi, hoşgörüden bahsederken bunun bir kusrun varlığını belirttiğinin farkında olmak gerek. Yani "Aslında bir eksiğin, kusurun var ama ben seni yine de hoşgörüyorum." denmiş oluyor. Dolayısıyla, Antakya'dan bahsederken hoşgörü kenti demek çok da yerinde bir ifade olmayacaktır. Arap, Kürt, Ermeni, Türkler birbirlerine hoşgörülü değiller. Çünkü zaten mensup oldukları milletten kaynaklanan bir üstünlükleri olmadığı gibi, hoşgörülecek bir eksiklikleri de yok birbirlerinden. Önceki gün, Arap filoloğu Mahmut Ağbaht ile yapılan söyleşide aklımda kalan önemli noktalardan biriydi.