Geldi bir 8 Mart daha. 2017'nin 8 Mart'ındayız şimdi. 8 Mart'a ilk kez büyük anlamlar yüklemeye başlamamın üstünden 4 yıl geçmiş bile. Bu 4 yılda pek çok kavramla tanıştım. Patriyarka, heteronormativite, seksizm, mizojini, Marksist feminizm, sosyalist feminizm, liberal feminizm, radikal feminizm, İslamik feminizm, ekofeminizm... bunların kendi aralarındaki ilişkiler, tartışmalar... saymaya, açıklamaya kalksam buradan bizim köye yol olur. Okumak öğrenmek kötü bir şey değil, bir sürü makaleler, yazılar, ropörtajlar, dünyanın binbir yerinden deneyimler gördü bu gözler 4 yılda. Her okuduğum, her izlediğimden yeni bir şeyler öğrendim. Ama sanırım geldiğim noktada bana bütün bu okuma lardan/ bilgi lerden daha fazla ilham veren başka bi şey vardı. Ne mi? Kadınlar. Ta kendileri. Etten, kemikten, kandan olanları. Çünkü onların gözlerinde, yüreklerinde; yazsan binlerce sayfaya sığmayacak o bilgi lerden süzülmüş ve bana akmış asıl bilgelik vardı. Leyla Khaledleri, Arîn Mîrkanları, ...