Kayıtlar

Yollar ve Riskler

Resim
Frank Sinatra'nın My Way klasiğini bilmeyen yoktur. Ya da onu değilse de Athena'ya ait olan düzenlemesini biliyorsunuzdur bu şarkının: Ben Böyleyim. Böyle iddiaları, işte ben böyleyim, bu benim yolum, aman kimselere de eyvallahım yok gibi şeyleri illa hayatı çok uç noktalarda yaşamaya ant içmiş kimselerden duymazsınız. Ya da ben başka türlü insanların da böyle iddiaları olabileceğini, ya da bu iddiaları anlatma yollarının farklılık gösterebileceğini anlatmanın derdindeyim diyelim. Hayatın akış hızı sizin için başka olabilir, örneğin. Ve başkalarının sizden 3 ayda beklediği şeyi, siz 3 yılda gerçekleştirme hedefi koymuş olabilirsiniz hayatınızın akışında. Bu biraz kendine sadakatle ilgili bir şey. Değerlerin kaybolduğu bir zamanda sahiplenme ve hatırlanmayı hak eden en önemli erdemlerden bir tanesi sadakat. İlk önce kendinize, sonra da size önem ifade eden kişilere ve şeylere karşı sadakat gösterirseniz dolu bir hayatı yaşamış olursunuz. Benim yolum bana böyle öğretti en az...

Hayatının divergent evresinde takılı kalanlar

Resim
Son 2-3 yıldır yazı yazmak için çok sık ilham geliyor. Özellikle de bünyeye hababam bi fikirler-düşünceler-bilgiler tıkıştırmayı bıraktığım zamanlarda pik yapıyor diyebilirim. "Sonunda ya!" diyor kafam galiba, "bi saldın beni sonunda da dışardan aldıklarını istiflemeye çalışmaktan kendi işlerime vakit bulabildim tekrardan!" Ah ya, öyle haklısın ki. xxx Bu ilhamların tekini* "hayatının divergent evresinde takılı kalanlar" notuyla kaydetmişim telefonuma. Bu notun da sağlam 2 yılı var, hatırlıyorum telefonumu daha yeni almıştım bunu girdiğimde. Gel gör ki yazıya dökmem için bir miktar zaman geçmesi gerekti.  Mm evet, şimdi bunu biraz açıklamam gerekecek: "Divergent" benim üniversite hayatında pek çokları gibi fonksiyondan değil ama, tasarım sürecinden öğrendiğim bir terim. Bu kelime  temelde, tasarım süreci içinde ilk yaptığın fikir üretme etkinliğinin nasıl bir doğaya sahip olduğunu tanımlıyor. Önce mümkün olduğunca diverge edersi...

2016'lardan bir kayıp girdi taslağı-yayınlayasım geldi

Yine melankoliye bağlamak gibi olmasın ama eski günlere bakınca o kadar özlüyorum ki, öyle güzel günlerimiz oldu ki, şimdi olanlar bize reva olamaz diyorum kendi kendime. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Hayatımızın tadını çıkarırmışız be biz, daha ne olsun? Mutluluk, güzellik bizimmiş. Işıl ışılmışız. Tenimiz, saçımız en önemlisi gözümüz parlarmış be! İsteklerimiz, hedeflerimiz, onlar uğruna verdiğimiz emekler varmış! Uğraşır, zorlanırmışız, tekrar denermişiz. Şimdi de öyle olmalı. Parıltıyı yakaladığımız minicik bir anı bin yapmalı, başkalarına bulaştırmalıyız. Yani başka yapacak şey gelmiyor ki aklıma. Aynı anda koca bir ülke olarak kahkaha atsak ne olur?

Body Technique and Politics

What's a body tecnique after all? It is how you move, basically. How you don't move as well. How you sit down, stand up; how you smile, laugh, cry; it is how you bitchface, for example. To sum up, it is how you make use of your body reacting to every one of social or physical situation. And by social, I don't necessarily mean settings where you are surrounded by others. One can be quiet in a social situation all on her own and only with the company of her conditionings and superego. So after this introduction, seriously what does this have to do with politics? What would you say if I suggest that the way you laugh to a joke shows your political view? At least it gives a clue. At least. So are these familiar then: you always dim your eyes because that hides your under-eye bags, so that you look younger, fresher, livelier. And that makes you fit the norms for a women better. So you spread your legs in public areas to show that you are not afraid of being shamed and i...

"Cehennem Başkalarıdır"

Kendime dışarıdan bakarak yaşadığım zamanlarda genelde kendimi ukala bulurum. Her konuda illa söyleyecek bir şeyim varmış ve gereğinden fazla konuşuyormuş gibi hissederim. Bazen sırf bunu engellemek adına susarım. Destek verebileceğim, yardımcı olabileceğim anlarda dahi susmuşluğum çoktur. Çok olmamak için hiç olmayı tercih ettiği zamanlar olabilir insanların.  *** Bu sabah benim dışımda gerçekleşen kimi şeylere üzüntü duyarak uyandım. Bir süredir bu tür üzüntü ve gerginliklerimin omurgamda doğrudan yansımaları oluyor. Boynum düzleşmiş ve omuz düşüklüğü mü ne olmuş. Bundan ayrıyeten omurgamın etrafında kalsifikasyon olma ihtimali varmış, zaten buna genler de müsait, bi romatolojiye görüneymişim.  *** Bu üzüntü duyduğum şeyler hakkında düşünürken aklıma nerden olduğunu anlamadığım bir ferahlık geldi. Geçmişteki sadelik ve duruluk içindeki bir yaşam kesitinden kalan hisler doldurdu içimi. Beden-zihin-ruh teslisindeki zihin parçasını bir süredir diğerleri kadar göz...

Beklentiler

Aileden iyi bir aile olmaları beklentisi, annenden iyi bir anne olması beklentisi, babandan iyi bir baba olması beklentisi, çocuğundan iyi bir evlat olması beklentisi, kardeşinden iyi bir kardeş olması beklentisi, sevgilinden iyi bir sevgili olması beklentisi, yaptığın işte takım arkadaşlarından iyi birer takım arkadaşı olmaları beklentisi... Komik olmayan şakalar gibi bu beklentilere sahip olmak. Mutsuz ve iyi olmayı tercih ediyor ya da kabulleniyorsanız o ayrı tabii, kendi seçiminiz olur bu, benim olmadığı kesin. Çünkü bana kalırsa iyi olmakla kafayı bozmanın alemi yok. Kimse iyi değil, kimse kötü değil; herkes iyi ve herkes kötü. Mevzuyu içimizdeki iyinin elinden tutmak onu yükseltmek bıdılarına da getirmiycem. En basit haliyle herkes kendisi. Bu kadar. Herkes deneyimleri, yaşadıkları, gördükleri, geçirdiklerinden süzdüğü şey. İyi bir bilmemne olmanızla sizden başka hiçbir kimse ilgilenmiyor. İyi halt yiyorsunuz iyi bir bilmemne olarak... Çünkü hiçbir ilişki anlaşması iyi olma m...

Right at the time, right at my heart... Welcome.

"... And I was home, and forgiven, and held in the purity of this love, with all my relations, beneath the great dome of His magnificent sky. And every gust of wind a caress, a raucous passion as I let the golden light shine in, to cleanse and purify to awaken and ignite, to conceive and unite, to know of His love in my bones and to trust the direction of His shining, to remember His ever-presence and to calibrate my inner experience of life to the vastness of my own lovedness. Such a glorious homecoming, through which I am safer to be more of me, to trust the masculine as a great force of love, more enduring than any distortion of man, is to feel that life is an experience in which to thrive, not just survive, as I open each and every cell of my body to be nourished by His fire."  by Lucy Pierce from Radiance *** Şiir çevirecek kadar değilim. Ama bunu buralarda bir yerde saklamak istediğimden eminim. Hadi öylece kal sen. Belki bir gün çevirmey...

Gerçek simülasyon bu değil

Resim
Objektif gerçekliğin yokluğu, göreli gerçeklikler,  nothing is true, everything is permitted lar falan. Ne güzel geliyorduk yavaş yavaş. Ama yok, bir şey hızlanmayadursun şu italik yazılı kutsal sözcükler bile boka sarabiliyormuş. Yani... kendi gerçekliğini yaratma mevzusuna ayıkan pek çok insan bunu elbette ki istismar edecekti. Çünkü yüksek erişilebilirlik çağının en büyük sakıncası olan bilgiyi onun bağlamı olmaksızın alma muhabbetinin sonucu bu. Hani "Görmemişin oğlu olmuş tutmuş pipisini kesmiş"le tam olarak aynı şey. Lakin yine de üzülüyor insan. Olmasaydı sonumuz böyle diyesi geliyor. Napalım biz de bu zamanlara kalmışız. İstanbul'a geldiğimden beri kafamdan akan floodların böyle bir blog yazısına dönüşmesi çok da sürpriz verici olmadı açıkçası. Dünyanın etrafını saran kablolarla birbirimize bağlanmamız ne kadar saçmaysa, şu aralar İstanbul'da gördüğüm pek çok şey de bana bir o kadar saçma hissettiriyor. O kablolar sağolsun çok ilginç şeylere şahit oluyo...

fortuna favet fortibus ya da 'mutluluk yürekli olana yakışır'

Başına buyruk olmak diye bir şey var. Ben de başına buyrukgillerdenim, evet. Çünkü başka bir yol düşünemiyorum. Yani bu bedende, bu zihin, bu kalp ve bu ruhla yaşayan ben olduğuma göre, ya neye buyruk olacaktım ki acaba? Bunun diğer adı, kimilerinin işine gelmese de, aslında saygı Kendine saygısı olanın esasında çok temel olarak hayatına, deneyimlerine, bunlara verdiği cevaplara ve yine bunların içinden geçerken ne alıp ne vererek çıktığına saygısı var. Yoksa ne anlamı var bunca vakit doldurmanın bu Küre'nin üstünde ki? Alacaksın, vereceksin, değişeceksin, değiştireceksin... Zaten bunların biri olmadan ötekisi de olmuyor. Evrenin yasaları gereği. İstersen kütlenin korunumu yasasıyla açıkla ister çekim yasasıyla, çok da şey değil. Ee ne diyorduk biz? Hah, fortuna favet fortibus. Yani, talih cesurdan yanadır. Aynı cümleyi Yalın şarkısında ne diye söylemiş, 'mutluluk yürekli olana yakışır'. Ona da eyvallah. Bizim Latince olanının delikanlıcasını sarf etmiş muhterem. Çok ...

Ne güzeldir

Ne güzeldir o kelimeleri seçe seçe, tane tane konuşan insanlarla sohbet. Seni hızlı hızlı ilk aklına geleni söylemeye zorlamaz, zamanını verir, sana değerli hissettirir, ağzından çıkanları merak ediyor olduğunu hissettirir sana o insanlar. Nasıl özledim böyle yavaş ilişkileri...