Kayıtlar

Body Technique and Politics

What's a body tecnique after all? It is how you move, basically. How you don't move as well. How you sit down, stand up; how you smile, laugh, cry; it is how you bitchface, for example. To sum up, it is how you make use of your body reacting to every one of social or physical situation. And by social, I don't necessarily mean settings where you are surrounded by others. One can be quiet in a social situation all on her own and only with the company of her conditionings and superego. So after this introduction, seriously what does this have to do with politics? What would you say if I suggest that the way you laugh to a joke shows your political view? At least it gives a clue. At least. So are these familiar then: you always dim your eyes because that hides your under-eye bags, so that you look younger, fresher, livelier. And that makes you fit the norms for a women better. So you spread your legs in public areas to show that you are not afraid of being shamed and i...

"Cehennem Başkalarıdır"

Kendime dışarıdan bakarak yaşadığım zamanlarda genelde kendimi ukala bulurum. Her konuda illa söyleyecek bir şeyim varmış ve gereğinden fazla konuşuyormuş gibi hissederim. Bazen sırf bunu engellemek adına susarım. Destek verebileceğim, yardımcı olabileceğim anlarda dahi susmuşluğum çoktur. Çok olmamak için hiç olmayı tercih ettiği zamanlar olabilir insanların.  *** Bu sabah benim dışımda gerçekleşen kimi şeylere üzüntü duyarak uyandım. Bir süredir bu tür üzüntü ve gerginliklerimin omurgamda doğrudan yansımaları oluyor. Boynum düzleşmiş ve omuz düşüklüğü mü ne olmuş. Bundan ayrıyeten omurgamın etrafında kalsifikasyon olma ihtimali varmış, zaten buna genler de müsait, bi romatolojiye görüneymişim.  *** Bu üzüntü duyduğum şeyler hakkında düşünürken aklıma nerden olduğunu anlamadığım bir ferahlık geldi. Geçmişteki sadelik ve duruluk içindeki bir yaşam kesitinden kalan hisler doldurdu içimi. Beden-zihin-ruh teslisindeki zihin parçasını bir süredir diğerleri kadar göz...

Beklentiler

Aileden iyi bir aile olmaları beklentisi, annenden iyi bir anne olması beklentisi, babandan iyi bir baba olması beklentisi, çocuğundan iyi bir evlat olması beklentisi, kardeşinden iyi bir kardeş olması beklentisi, sevgilinden iyi bir sevgili olması beklentisi, yaptığın işte takım arkadaşlarından iyi birer takım arkadaşı olmaları beklentisi... Komik olmayan şakalar gibi bu beklentilere sahip olmak. Mutsuz ve iyi olmayı tercih ediyor ya da kabulleniyorsanız o ayrı tabii, kendi seçiminiz olur bu, benim olmadığı kesin. Çünkü bana kalırsa iyi olmakla kafayı bozmanın alemi yok. Kimse iyi değil, kimse kötü değil; herkes iyi ve herkes kötü. Mevzuyu içimizdeki iyinin elinden tutmak onu yükseltmek bıdılarına da getirmiycem. En basit haliyle herkes kendisi. Bu kadar. Herkes deneyimleri, yaşadıkları, gördükleri, geçirdiklerinden süzdüğü şey. İyi bir bilmemne olmanızla sizden başka hiçbir kimse ilgilenmiyor. İyi halt yiyorsunuz iyi bir bilmemne olarak... Çünkü hiçbir ilişki anlaşması iyi olma m...

Right at the time, right at my heart... Welcome.

"... And I was home, and forgiven, and held in the purity of this love, with all my relations, beneath the great dome of His magnificent sky. And every gust of wind a caress, a raucous passion as I let the golden light shine in, to cleanse and purify to awaken and ignite, to conceive and unite, to know of His love in my bones and to trust the direction of His shining, to remember His ever-presence and to calibrate my inner experience of life to the vastness of my own lovedness. Such a glorious homecoming, through which I am safer to be more of me, to trust the masculine as a great force of love, more enduring than any distortion of man, is to feel that life is an experience in which to thrive, not just survive, as I open each and every cell of my body to be nourished by His fire."  by Lucy Pierce from Radiance *** Şiir çevirecek kadar değilim. Ama bunu buralarda bir yerde saklamak istediğimden eminim. Hadi öylece kal sen. Belki bir gün çevirmey...

Gerçek simülasyon bu değil

Resim
Objektif gerçekliğin yokluğu, göreli gerçeklikler,  nothing is true, everything is permitted lar falan. Ne güzel geliyorduk yavaş yavaş. Ama yok, bir şey hızlanmayadursun şu italik yazılı kutsal sözcükler bile boka sarabiliyormuş. Yani... kendi gerçekliğini yaratma mevzusuna ayıkan pek çok insan bunu elbette ki istismar edecekti. Çünkü yüksek erişilebilirlik çağının en büyük sakıncası olan bilgiyi onun bağlamı olmaksızın alma muhabbetinin sonucu bu. Hani "Görmemişin oğlu olmuş tutmuş pipisini kesmiş"le tam olarak aynı şey. Lakin yine de üzülüyor insan. Olmasaydı sonumuz böyle diyesi geliyor. Napalım biz de bu zamanlara kalmışız. İstanbul'a geldiğimden beri kafamdan akan floodların böyle bir blog yazısına dönüşmesi çok da sürpriz verici olmadı açıkçası. Dünyanın etrafını saran kablolarla birbirimize bağlanmamız ne kadar saçmaysa, şu aralar İstanbul'da gördüğüm pek çok şey de bana bir o kadar saçma hissettiriyor. O kablolar sağolsun çok ilginç şeylere şahit oluyo...

fortuna favet fortibus ya da 'mutluluk yürekli olana yakışır'

Başına buyruk olmak diye bir şey var. Ben de başına buyrukgillerdenim, evet. Çünkü başka bir yol düşünemiyorum. Yani bu bedende, bu zihin, bu kalp ve bu ruhla yaşayan ben olduğuma göre, ya neye buyruk olacaktım ki acaba? Bunun diğer adı, kimilerinin işine gelmese de, aslında saygı Kendine saygısı olanın esasında çok temel olarak hayatına, deneyimlerine, bunlara verdiği cevaplara ve yine bunların içinden geçerken ne alıp ne vererek çıktığına saygısı var. Yoksa ne anlamı var bunca vakit doldurmanın bu Küre'nin üstünde ki? Alacaksın, vereceksin, değişeceksin, değiştireceksin... Zaten bunların biri olmadan ötekisi de olmuyor. Evrenin yasaları gereği. İstersen kütlenin korunumu yasasıyla açıkla ister çekim yasasıyla, çok da şey değil. Ee ne diyorduk biz? Hah, fortuna favet fortibus. Yani, talih cesurdan yanadır. Aynı cümleyi Yalın şarkısında ne diye söylemiş, 'mutluluk yürekli olana yakışır'. Ona da eyvallah. Bizim Latince olanının delikanlıcasını sarf etmiş muhterem. Çok ...

Ne güzeldir

Ne güzeldir o kelimeleri seçe seçe, tane tane konuşan insanlarla sohbet. Seni hızlı hızlı ilk aklına geleni söylemeye zorlamaz, zamanını verir, sana değerli hissettirir, ağzından çıkanları merak ediyor olduğunu hissettirir sana o insanlar. Nasıl özledim böyle yavaş ilişkileri...

Doğurganlık Farkındalığı Yöntemleri Neden Popüler Değil? – Red Tent Sisters Blog’dan Çeviri

Blogda ikinci çeviriyi yayınlıyorum! Böyle bir niyetim olduğundan daha önce bahsetmiştim aslında ama ikincisini yapmam biraz zaman aldı. Okumayanlar için, birincisi şurada .  Bu seferki konu ise daha önce Dünya Doğum Kontrolü Gününde kısaca tanıttığım bir mevzuyla ilgili.  (o da şuracıkta , bu çeviriyi okumadan evvel ona bir göz atmalısınız) Justisse Yöntemine, yani Doğurganlık Farkındalığı Yöntemine bir giriş yapmıştım, çünkü her yerde doğum kontrol hapının pompalanması ve çok iyi bir seçenekmiş gibi sunulması beni çileden çıkarıyordu ve Türkiye’de tam olarak DFY adına olmasa dahi genel olarak döngü farkındalığı adına atılmaya başlanan adımlar beni oldukça heyecanlandırıyordu, ki artarak devam etmesi daha bile umut verici! Orijinali şu olan çevirinin girizgahını daha da uzatmıyorum, buyrunuz, (okuyunca bir de yakınınızdaki yörenizdeki kadınlara gönderseniz, onlarla konuşsanız tartışsanız da fena halde tatlı olur <3 ): “Doğurganlık Farkındalığı Yöntemleri ...

Sizi Tanıştırmak İstediğim Kadınlar Var

Resim
Geldi bir 8 Mart daha. 2017'nin 8 Mart'ındayız şimdi. 8 Mart'a ilk kez büyük anlamlar yüklemeye başlamamın üstünden 4 yıl geçmiş bile. Bu 4 yılda pek çok kavramla tanıştım. Patriyarka, heteronormativite, seksizm, mizojini, Marksist feminizm, sosyalist feminizm, liberal feminizm, radikal feminizm, İslamik feminizm, ekofeminizm... bunların kendi aralarındaki ilişkiler, tartışmalar... saymaya, açıklamaya kalksam buradan bizim köye yol olur. Okumak öğrenmek kötü bir şey değil, bir sürü makaleler, yazılar, ropörtajlar, dünyanın binbir yerinden deneyimler gördü bu gözler 4 yılda. Her okuduğum, her izlediğimden yeni bir şeyler öğrendim. Ama sanırım geldiğim noktada bana bütün bu okuma lardan/ bilgi lerden daha fazla ilham veren başka bi şey vardı. Ne mi? Kadınlar. Ta kendileri. Etten, kemikten, kandan olanları. Çünkü onların gözlerinde, yüreklerinde; yazsan binlerce sayfaya sığmayacak o bilgi lerden süzülmüş ve bana akmış asıl bilgelik vardı. Leyla Khaledleri, Arîn Mîrkanları, ...

Savaş

#Sen beni yenemedin,  çünkü ben senle oynamadım.# Ne zaman savaşa girmediğimi anladım. Yenileceğimi bildiğimde falan değil, yenilmeyeceğimi biliyorum. Ancak nasıl yeneceğimi kestirip de savaşın beni çirkin göstereceğini bildiğim yerlerde, "iyi" görüntüden taviz vermeyerek savaşa hiç girmemeyi tercih ediyorum. Sanıyorum insanların her bir kusurundaki güzelliği arayan gözlerim, aynı bakışları kendine çeviremeyecek kadar yorulmuş oluyor.